Gnome gnome gnome!!

Bu güzel pazar gününü kafa dinlemeye ayırdım. Evde, sakin ve huzurlu bir gün. Bir ara güzelim Arch bi güncellensin bakalım dedim. Hatta bitince bilgisayarı da kapattım. Bir kaç saat sonra tekrar açtığımda ise güncellemenin gerçekte ne olduğunu fark ettim. Gnome 3.32. olmuş, merhaba ben güncelleme severim, fakat ancak Dock nereye kayboldu??!! Aslında orada olmalı ama göremiyorum çünkü en yararlı eklentilerden biri olan dash-to-dock gümbürdemiş. Kahrolası uzun ve anlamsız bir Reddit tartışmasının içinde arandım biraz, çözümlü bir tartışma olmuş neyse ki. Arch User Reposity yani canımız AUR içeriği olayı çözüyormuş. Eklentinin git sürümü yüklenince sorun gideriliyormuş. Hızlı bir çözüm oldu.

Arada benim sistemde bazı aksaklıklar oldu tabi dock olayından bağımsız şekilde ama onları hallettim. Eski ve daimi dost OMGUbuntu ile uygulamalı bir mini tur yaptım hemen. İlk adım ölçeklendirmeye imkan veren bir ayardı. Denileni yaptım ve hop daima aydınlık için 10 saniyelik karanlık!! Ödüm koptu. Daha bilgisayar yeni düzelmişken hala deneysel işlere girişmese miydim acaba. Neyse. Bazı güzel gelişmeler olmuş gerçekten. Bazı eklentiler tamamen bozulmuş ama yeni simge seti gelmiş mesela. /mnt yoluna gidince nedensiz hata mesajları çıkıyor ama Adwaita teması şekillenmiş çünkü zaten hepimiz Adwaita kullanıyoruz değil mi? Bazen oyunları karıştıran sinir bozucu bir çocuk gibisin Linux, bazen sadece bu kadar, fazlası değil..

Reklamlar

Hey Okay!

Büyük hata!! Ben yaptım. İçerisinde çok önem verdiğim dosyaların bulunduğu harici diski bir arkadaşıma dosya aktarması için ödünç verdim. Ve korkunç şekilde bozuldu, tamamen boş gözüküyordu hatta çoğu zaman bilgisayar hiç görmüyordu diski. Neyse dedim, Linux ile kendine getiririm dedim. Yapamazmışım. Ha bire uyarı çıkıyor üstüme üstüme, onun NTFS olduğunun bile farkında değil artık bilgisayarım.

Açıkçası gerçekten acı çekiyorum, bir şekilde bir konuma bağlayıp açtım diski. Ama maalesef dosyalar zarar görmüş, kopyalarken fark ediliyor. Yapacak bir şey olmadığı için ne kurtarırsam mottosuyla ufak ufak çekiyorum dosyalarımı. Yaklaşık 600GB.

Bir bilgenin dediği gibi;

Tecrübe, herkesin hatalarına verdiği addır.

Ben tecrübelerimden ders çıkarabilmek için onları unutulmaz hale getirmeye özen gösteririm. USB3 desteklemeyen bir bilgisayarla iki HDD arasında 600GB kopyalamak gibi, günlerimi buna ayırarak, sabrımı zorlayarak.. Böylece tecrübem gerçek bir derse dönüşecek, tedbir değil belki ama neyi göze aldığımı bilerek hareket edeceğim bir dahaki sefer. Akılllanacak mıyım?

Sanmam.

Ama duraksayacağım ki bu da bir şeydir:)


Blackbird

Kürkçü dükkanına mutlu bir dönüş oldu. Yaz için kuzey denizlerine açılma ya da bilgisayar alma seçeneklerinin arasında kaldım, bir saniye kadar:)

Karar gayet net şekilde belirlenince yeni evimde artık ekranı bile açılamayan kara şövalyeme uygun bir tedavi aramaya karar verdim. Sürekli kapanıyor oluşunun bir donanım arızası olduğuna düşünmüştüm son olarak, yanılmamışım. Elektronik konusunda ciddi şekilde tutkuluyum açıkçası. 10 senede ilk kez ameliyata alındı benim şövalyem, bazı vidaların başları gitmiş. Bazı vida yerleri un ufak oldu, bariz zaman aşınması diyebiliriz. Kasayı açmak bile ekstra çaba gerektirdi yani.

Sonunda HDD ve ram olmadan denemelere başlandı. Her denememiz ayrı ayrı başarısız oldu maalesef. Bir donörden işlemci denedik mesela. Ben unutmuşum donanımın ne olduğunu modeline bakıp tekrar hatırlattım. Kısa devreler aradık, milyonlarca soru sordum. Milyonlarca cevap aldım:) Bir ara bu işten “daha” iyi anlayanlara danıştık. Bir kaç yeni fikir sonrası olay anlaşıldı. Anakarta gömülü bir kondansatörümüz bozulmuş. Bunu anlamak yerine yenisini bulmak, devreye dahil etmek, lastikçiye kasayı ve fanı üflettirmek ve bilgisayarı geri toplamak 3,5 saat sürdü.

Eve bilgisayarı bırakıp bir yere yetişmeliydim ve geri kalan her şey geceye kalmalıydı. Hello katran karası geceler!

Siz hiç bilgisayara sistem kurarken hayata küsmediniz mi yoksa? Benim hayatım böyle küskünlüklerle geçiyor:) Artık Windows yok Arch linux kapanacak, Arch linux açılacak. Vadesini dolduracağı güne kadar mutlu yaşasın istiyorum. Tabi bunun için Linux doğru seçim mi? Bence evet, tüm eziyetine rağmen hep evet, yine evet:)

Yaklaşık 3,5 saat de benim çırpınmalarım sürdü. Bu sefer biraz daha yerleşik olmayı planlıyorum sistemde, buna uygun bazı değişiklikler yaptım. Şu an büyük bir sadelik içinde ama ev huzurundayım.

Son olarak Nuri Halil Poyraz bestelerine hayranım, hepsine ayrı ayrı.. Huzurumun tamamlayıcısı kendisidir bu gece, minnettarım.


Bicho raro

Windows’u komple uçurdum. Yaklaşık 1 aydır bilgisayarım bana zulmediyor. Bozuldu ya da ben derdini anlayamıyorum. Her şekilde açtığım anda zırva güncellemeler yükleyen, artık ordan burdan updatelerini kapamaktan da yıldığım, sürekli kapana kapana hard diskimi, haricileri, ruh sağlığımı mahveden Windows uçtu da sorunlar bitti mi?

Yok bitmedi, biteceğini de zannetmiyorum. Yeni bir bilgisayarın zamanı geldi ancak baktıkça moralim bozuluyor. Çünkü madem 10 senede 1 bilgisayar alıyorum iyi bir şey olsun diyorum. Hazır yeni bir arka kapı bulup dünyaları lisanslama imkanı kazanmışken ekran kartından belleğine yükseliyorum da yükseliyorum. Sonuç tabi dövize endeksli teknolojinin tokadı şeklinde oluyor. Bir tatil planım var dönüşte taksitlenmeye başlayacağım sanırım.

Freedos bir makina almayı planlıyorum ama işte yeni makina yepyeni dertler…

Sonra yine gecelerce Linux ile uğraşmak, uyum problemleri. Gözümü korkutuyor açıkçası, şu hayatta böyle konularda bir desteğim olsaydı gerçekten fena olmazdı diyorum.

Fakat sonra tam da bu sabah ne aradığımı bilmeden tesadüflerle bir müzik arayıp buluyorum.

Aman da ne güzelmiş diyorum bilmem kaçıncı dinlemeden sonra sözlerine bakıyorum.

Translate! Merhaba ben ırmak.

Gördüğün üzere şu hayatta bir destek bulamadan ölüp gideceksin sıkı dur diyorum kendime.

Böyleyken böyle

Elegí no hacerle caso a la sociedad
Y soy un puto bicho raro

 

Lioness

Oyuna devam:)

Kendin pişir kendin ye sitelerinin en tatlılarından biri bence burası.

Geçen seneden bir kısmı bozuk yılbaşı ışıklarından var elimde. Aslında tamirini nasıl yapacağımı öğrenmiştim ama uğraşmadım. Henüz ulaşmayan, muhtemelen bir süre daha beni bekletecek olan Arduino‘m için başlangıcı onunla yapmayı planlıyorum. Hazır güzel bağlanmış renkli bir led demeti var elimde bunu değerlendirmek istiyorum. Neler yapılabileceğine baktım, 4×4, 5×5 vs vs pek çok boyuta göre hazırlanmış led küpleri projeleri inceledim. Zor değil ama kolay da sayılmaz. Lehim işi var öncelikle. Havya ya da multimetre olmadan bi tık şekilli işlere girişmem imkansız. O yüzden tamamlanmış devreler işime gelecek. Tabi tüm ledleri patlatmamak için de direnç meselesi önemli. Birkaç tane kitap buldum, biri oldukça güzel anlatımlar içeriyor. Arada ne zamandır her açılışta güncelleme isteyen pdf düzenleyicimi son sürümüne getirdim.

Buraya not düşmüş olayım AUR paketlerinden yüklemiştim, Master PDF Editor gayet iş görüyor. Arada Linux haberlerini Telegram’dan kontrol ediyorum, açıkçası çok yararını gördüm Linuxgram kanalının. Yine orada denk geldim de  Gradio yükledim. İnternet radyolarını severim, bunu da sevdim.

Biraz tema, simge, duvar kağıdı düzenlemesi yaptım. Ve fark ettim ki ben hiç Arch Linux‘tan yakınmıyorum. Ciddi ciddi alıştım, benimsedim bu dağıtımı ben. Bir program indirirken .rpm ya da .deb paketlerinin sıralanmış olması zerre sinirimi bozmuyor. Çok hızlı şekilde .tar.gz ile çözüme ulaşıyorum.

İyi olmama sevinebilirsiniz yani, iyiyim:)

 

Ribbons

Öncelikle bir şeyi bozmak konusunda efsaneyim ben. Söz konusu olan bozulup bir daha çalışmaması muhtemel bir Arduino olunca dedim tabi yıl olmuş neredeyse 2018. Bunun bir simülasyonu çoktan yapılmıştır. Önce denerim tatlı tatlı, sonra üzülmem. Tabi ufak ufak elektrik bilgilerimi de yeniliyorum. Kimler fazla akıma maruz kalır, direncim, diyotum, potansiyometrem neydi bakınıyorum. Hep bir çeşit bulmaca gibi gelmiştir o yüzden ayrı severim bu işleri. Yine internet derya deniz, İngilizce-Türkçe pek çok proje, ders, video sıralanıyor. Ama bu benim acemi günlüğüm, ben ne yapıyorum onu anlatayım. Yol haritası niyetine. Gün itibariyle siparişimi verdim malzemeleri, şimdi gelene kadar her şeyine hakim olmak istiyorum. Malum Çin’den gelene kadar:)

Benim Arduino bu şekilde, karar anımla beraber öğrendiklerim ise elbette ilk başta kart üzerinde yazılanların anlamları oldu. Belirttiğim gibi pek çok nefis anlatım var, ben de fazlasıyla yararlanacağım. Tavsiye her pinin amacını, kullanılış şeklini, dijital, analog, pwm terimlerinin mantığını kabaca bir tur gözden geçirmek.

Sonra yine aşırı yüklemeden kaçınarak devre elemanlarına biraz bakındım. Ve bu işi simüle etmenin yollarını araştırdım. Değişik amaçlı, görünümlü pek çok program var ama çok kullanılanların birincisi sanıyorum Fritzing.

Online kullanıma imkan veren Circuits de başarılı aslında ama Fritzing Linux ile de sorunsuz çalıştığı ve Açık Kaynak Kodlu olduğu için en birinci. Kurulumu çok basit yine bir bash dosyası, tekrarlamaya gerek yoktur.

2009 Aralık – 2017 Aralık yani 8 senedir yazıyorum.

Çok pişmanlığım var ama pek çok kişiden de özür diledim yaptıklarım ve yapamadıklarım için.

Yine de bazı söylenmemiş sözlerim içime dert olarak kalacak, öylece bırakmak zorundayım üstelik.

Bazen bir parmağımı kesip atmak kadar ağrılı oldu insanları hayatımdan çıkarmak, bazen kangren parmaklarla da yaşayabilirim dedim ve ağrısı hiç geçmez oldu.

Bazen tek bir cümle yeter. Mutlu etmeye ya da tekrar tekrar bok etmeye.

Tercih meselesi Linux, sadece tercih..

Will to power

Koştum geldim. Hafta sonlarımın öncelikli aktivitesi koruda koşmak oldu. Planlı denilemez ama istikrarlıyım şimdilik. En azından maratona kadar 10k sonunda bayılmayacak bir kondüsyona sahip olabilirsem gayet yeterli. Daha önce tavsiye aldığım bir konuyu gündemime aldım, JS ile uğraşmam gerekti biraz. Bu da yeni işimizle alakalı bir gereklilik oldu. Evet bir de yeni iş var, bu ara gündemim yoğun. Ayrıca uzun zaman bunu fark edememiş olmam üzücü, Everynote benim için çok kullanışlı gerçekten. Mi Band 2 için bir program satın aldım Play Store‘dan. Pek adetim değildir ama öncelikle Rus programcılara saygım var. Kaliteli işler çıkardıklarını düşünüyorum. Ayrıca yerelleştirme imkanı sağlaması hoşuma gitti, her güncellemeyle çevrilecek yeni satırlar eklense de en azından sürüm notları okumak yerine çeviri satırlarından takip ediyorum güncellemeleri. Elbette bir kar-zarar ya da çıkar meselesi değildir ama bazı insanların hayatıma katkısı gerçekten çok belirleyici olabiliyor. Bunun geçirilen zamanla hatta yakınlıkla bile ilgisini kuramayabilirim şu an. Tanıdığım zeki, hırslı, başarılı pek çok insan hayatıyla ilgili hedefler koyup bunlara ulaşmak için çaba gösteriyor. Ama bu çaba bir yerde hayatı kaplıyor, içine sığamayan sapıtıyor. Sığabilen ise o kalıbın şeklini alıyor. Ve onlar nedense hep etkisiz eleman gibi kaldı benim için. Belki benim bu dünya için işaret edildiği şekilde çalışmakla pek ilgili olmayışım ve tüm kainata erişecek bir yol bulmak isteyişim bunun nedeni. Üstelik bana fon müziği olarak Beboyi Yerkı seçen insan tamamen dolu sandığım içimde koca bir boşluk bulup tam oraya yakışan bir şey ayarladığını bilmiyor. Bir hedef koymuş olsa başarmıştı, başarılarıyla gururlanıp egosunu Freudiyen bir hamleyle okşamak istese kendinden memnundu şu an. Oysa sadece idare ediyor. Tutunmaya değil hatta, takılı kaldığı yerden sıyrılıp düşmeye bile mecali yok. Düşse büyük bir rahatlık hissedeceğini umuyor. Benim sabahımda bıraktığı izin derinliği aslında bütünlüğe ulaşmak isteğimin büyüklüğü. Birinin gecesine, kiminin sabahına, acısına, gözyaşına, bu hafta dağıtılacak mamaya, beslenme çantasına, Duru‘nun umuduna, Patnos’taki köy okuluna, Ali İsmail‘in kurduğu hayallere, tren biletlerine, bazen yaşasın diye bırakılmış bir yabani bitkiye.. Karışmak bir ayrıcalık. Dinleyen olursa anlatıyorum, dünya güzel. Ne kadar çirkinse bir o kadar da güzel.

Ve sayesinde pek çok güzel film izledim ucuz ucuz, bir gün sayemde filmler izledi denilebilme ihtimalini buraya bırakıyorum.

Uyabilmeyi istediğim hiç bir kural yok ama hep 7 öğütteki gibi olabilmeyi istedim diyebilirim. Zaman zaman yaklaştım kimi öğütlere ama orda kalabilmeyi becerebildiğim hiç olmadı. Oysa doğa gibi ol denilmiş sadece. Bize ek bir çaba gerektiren şey aslında içeride duruyor.

Denilmiş ya işte, daha basit ve kolay bir gidişat var aslında.

Ama

sen balık değilsin ki

oturup düşüneceksin böylece.