Dünya Dışı..

 

Şutlamayı düşündüğüm Ubuntu, yeni sürümüyle sevgimi 1/3 oranında kaybedip, geri kalanın 8/12’sini GNOME 3 denen zırvaya sövgü haline dönüştürse de zaman darlığından yeni sürümlere geçiş fikrini ertelemek durumunda kaldım.

Öyleyse biraz buralardan uzaklaşıp daha sessiz ve huzurlu mekanlar arama vakti gelsin bakalım.

Sessizlik içerisinde duymak istediğim müzik sadece klasik. Aslında tahmin edilenin aksine oldukça iyi bir klasik müzik dinleyicisiyim. Ve arşivimin CD’lerde kalan büyük bölümü gün ışığına çıkınca içerisinden huzurlu melodiler uçurulanın yerine açtığım yeni  Last Fm hesabıma döküldü.

Doğan Kuban‘ın bu hafta bir gazete ekinde Berlioz adını geçirdiği etkileyici bir yazısı vardı. Çoğu zaman kendimi medeniyet seviyesinden bir kaç adım aşağıda görürüm ama bu yazıyla sanki eski bir yaranın üzerinden bıçakla geçip tekrar kanatmışım gibi oldu.

Yanıma eski dosları alıp kendimi boşluğa bıraktım ben de.

Celestia bilindiktir, ya da Stellarium.

Bir de OpenUniverse Space Simulator var.

Depoda var ama derlesem de eğlensem meraklısına buradan indirelim.

Akıl karı değil elbette, bağımlılıkların ardı arkası kesilmiyor. Yarım dakikalık yükleme en az 10 dakikayı buldu bende.

Dosya arşivden çıkarılır.

Terminalden indirilen dizine göre

cd /home/irmak/Downloads/openuniverse-1.0beta3

gibi bir komut verilip dosyanın içi açılır.

./configure

ile konfigürasyon..

Tabi şans belki biraz, ben defalarca denemek zorunda kaldım tüm bağımlılıkları tamamlayana kadar.

Ama

*** Before compiling OpenUniverse take a look at the configuration 
*** file in the conf directory. Default configuration file is tuned 
*** for a GeForce card so if you own a less powerful card you'll 
*** have to edit that file and read carefully

yazısını görünce gerçekten hafifliyorum ben:)

Bir

make

ardından bir

make install

Ratatata!!!

Reklamlar

Die Die My Darling

Kim olduğunu bilmiyorum.

Sen?

susuzirmak.wordpress.com şekilli blogumu komple sildin.

(Bir daha aynı adresi geri alma şansım yokmuş)

Last Fm ve Twitter hesaplarımı uçurdun.

(Last Fm’i uzun yıllardır kullanırdım)

Sanırım e-postamı falan da patlattın.

Kim olduğunu bilmediğim için sana ne zaman + ne tür bir zarar verdiğimi kestiremiyorum.

Belki..

Ana okulundayken kafasına bisiklet kaskıyla vurduğum çocuksun.

Üstelik bugün karşıma çıksan o kaskı yine aynı şiddetle kafana gömeceğimi bildiğin için sanaldan saldırıya geçmiş olabilirsin.

Ne yapmamı bekliyorsun?

Özür dilememi mi?

Kim olduğunu bile bilmeden?

Dilesem öfken geçer mi?

Hep söylediğim gibi başta kendime bir geri yükleme noktası olarak hazırladığım blogumdan silinen yüzlerce resim var.

Bozdukça, beceremedikçe, unuttukça onlara bakıp kendine getiriyordum Ubuntu‘mu.

Hepsi silindi ve ben pişman mı oldum yaptıklarıma?

Emin ol ki içimde pişmanlığın zerresi yok.

Oh mu olsun o zaman?

Olsun bakalım.

Bir gün birilerinin beni bana düşmanlık besleyecek kadar ciddiye alacaklarını hiç düşünmemiştim açıkçası.

Kim olduğunu bilmiyorum.

Bilseydim?

Güler geçerdim muhtemelen.

Yani ben de senin peşine düşüp intikam alma hevesinde değilim.

Ama bu sondur.

Bir daha aynı şeyleri denersen..

Söylemedi deme.

Yasak Elma..

Bu ara yasaklar çok konuşuluyor. İnternetteki filtreleme hevesleri ve buna verilen tepkiler her platformda dile getiriliyor. Sansürler üzerine söylemek istediklerimi çok uzun zaman önce tepedeki Sansürsüz İnternet! sayfasına eklemiştim.

Gerisi 15 Mayıs‘ta hep bir ağızdan söyleyeceklerimizdir.

Bu kadar meraklısı mıyım gerçekten özgürlüğün? Her şey sınırsız ve yasaksız olsun isteyebiliyor muyum?

İnsanlık için isterim evet ama sadece kendim için bu kadar cömertlik dilemedim hiç. Ubuntu benim için sanal dünyanın özgürlüğüne açılan ilk kapısıydı. O kapıdan daha paylaşımcı ve insani bir dünyaya adım atacağıma inandım. Elbette bu düşünceyle yürüyen insanlarla tanıştım. Ama çoğu zaman ben eksik ve yetersiz kaldım. Öfkemi dizginleyemedim. Bu düşünceyi hiç taşımayan insanlarla kapıştım. Yıktım, yıkıldım. Yolumu kaybettim, uzaklaştım. Yine de ne için geçtiysem o kapıdan onun için yürümeye devam edebilirim sadece.

Peki şimdi nerededir Ubuntu?

Ara ara hala göz attığım forumda “Ubuntu 11.04 Natty Narwhal – İpuçları, çözümler” başlıklı bir konuda rastladım üstteki resme. Resimde ne görünüyor? Ben artık başka açıdan bakıyorum belli ki. Winamp çakması Audacious ile başlıyoruz. Artık ön tanımlı dayatma Mono projesi Banshee ve Mac OS  X ile benzerliği bizzat kendi kuran AWN. Ben de kullanmıştım bir aralar Cairo-Dock çileden çıkarınca. Kullanışlıdır bu programlar. Ama Mac hakimiyetinden çıkalı çok olmuştur. Bilgisayarımın Windows‘a mahkum yarısında da kullanıyorum benzerini. Aynı bir Mac Os olmuyor ama sistemim. Şimdi denilecek ki “Aman aman nelere takılıyorsun, o ibare henüz bu programı kullanmamış olanlara bir ön bilgi olsun diye eklenmiştir. ” Eee tabi bu kadarını ben de tahmin edebiliyorum. Ama bilgilendirmenin bu şekilde olmasından hoşlanmıyorum. Çünkü o zaman aklıma şöyle bir soru geliyor. Bunu programa ipucu olarak ekleyen kafa, bir panel yapalım aynı Mac OS X gibi olsun. Peki GNOME elmayı yiyince güzelleşiyor mu?

Elmalar senin olsun ben özgürlük istiyorum Ubuntu..

Natty Narwhal!!


Şaşkınlıklar içindeyim!! Ubuntu beni şoka soktu. Bu ne saçmalık inanılır gibi değil. Dünyalar güzeli Maverick yeni sürüm heyecanıyla yerini Natty Narwhal‘a kaptırdı. Ve ayarları direkt aktardım. Hiç sevmediğim ve muhtemelen hep nefret edeceğim bir ara yüz suratıma patladı açılışta.

Ne şimdi bu? İnteraktif mi olduk? Uyduruk bilgisayar dergilerinin zırvalıklarla dolu cd’lerine benzemiş. Hoşlanmadım. Ve bu da sondur. Bu saate kadar -ki benim için yeterince geç- beni bekleten yeni sürüm tam bir hayal kırıklığı oldu. Dağıtımımı değiştirme zamanım gelmiş. Bunu anladım.

arrivederci Ubuntu!!