İnatla Midori

Çok alıştım, üst panelde simgeleri dizili üç internet tarayıcısından sadece biri yeterli benim için. O da en baştaki Midori. Şöyle ki bir süredir sadece Midori kullandığım için Mozilla Firefox yavaş geliyor. “Beni niye bekletiyorsun!” diye isyan etmek istiyorum bu sevimli tilkiye. Opera çok şatafatlı görünüyor gözüme, hoşlanmıyorum.

Diğer taraftan Midori‘de sorun çok. Speed Dial kısmı tamamen bozuk sanırım, her eklemede çöküyor tarayıcım. Ama eklediklerim bir dahaki oturumda görünür hale geliyor. Tuhaf bir hata. Ara ara sebepsiz, evet tamamen sebepsiz kapanıyor. Aldırış etmiyorum.

Bir de güncellense haberim olmayacak endişesi sardı içimi. Depo falan eklememişim. Öyle karadüzen derlemişim programı. Neyse ki bytan yardımcı oldu. Yoksa sanırım depo adreslerini hiç bulamayacaktım.

Midori için listelenen depolar

İki hamle yaptım terminalde

sudo add-apt-repository ppa:midori/ppa

sudo add-apt-repository ppa:webkit-team/ppa

tamamdır. Ama sanki bir şey eksik kaldı gibi.

O da

sudo apt-get update

olsa gerek.

Uzun bir eğitim sonrası Samurai olacak , では、また。Midori



Orada mısın Lucid?

Dedim ki acele etmeyeceğim, daha acemiyim. Yeni dedim üstelik, Lucid Lynx yazısında. Sabır sahip olduğum niteliklerden biri değil. İyi mi kötü mü bilemiyorum. Ama bu böyle. Beta lafını duyunca zaten merakla bekleyen bünyem üstüne bir de 10.4’e geçtiğini bildiren kimselerin masaüstlerini görünce dayanamadı. Bir iso indi, yazıldı. Sonra sırayla soruldu çevrimiçi arkadaşlara. Hepsinden olumsuz yanıt alındı. Aman denildi, kurma denildi, bekle denildi.

Ve elbette bu kadar tavsiyenin üzerine cd’yi ikiye kırmam gerekirken bir anda kurulum sihirbazında buldum kendimi. Karmic Koala’dan çok daha uzun sürdü kurulum. Henüz beta versiyonu olduğu için norml kabul edilmeli. Açılış hızlanmış, sevindirdi.

Ama yine aynı hata var dmesg çıktımda…

24.579328] hda-intel: IRQ timing workaround is activated for card #1. Suggest a bigger bdl_pos_adj.

Bu her neden oluyorsa çözümünü bulamadım.

Ve son olarak tuhaf şekilde Karmic üzerinde hiç görünmeyen 19 GB’lık bir boş alan çıktı ortaya. Kurulumda fark ettim. Nedir çözemedim, korktum dokunmadım hiç 🙂

Atıl durumdaki 36 GB’lık ayrılmamış alanıma tertemiz bir kurulum yaptım. Karmic’le yan yanalar. Kararlı sürüm çıkana kadar eski sistemime dokunmam. O kadarının anlamı yok. 29 Nisan sonrası disk alanlarını birleştirip Lucid Lynx kuracağım. Şimdilik böyle çok mutluyuz:)

İkinci Ubuntu sürümümü de böylece görmüş oldum.

GNU

Pek yapıcı bir insan değilim, özellikle eleştirilerimde zaman zaman oldukça acımasız buluyorum kendimi. Ama kimse kendime sapladığım çuvaldızlardan haberdar olmadığı için genellikle anlaşılamıyorum. Her ne kadar “Bir Aceminin Linux Günlüğü” şeklinde kategorilendirdiysem de yazdıklarımı, asıl erişmek istediğim özgürlüğün boyutu bu kadarla sınırlı değil. Düşüncelerimin öğrendikçe evrilmesine izin veriyorum. Ve bu çerçevede önceki söylemlerimi yerden yere vuruyorum. Aslında sistem olarak baştan beri sıcak baktığım özgürlüğü çizdiğim sınırlarla yeniden boyutlandırmaya çalıştığımı fark ettim. Bir uykusuz geceden çok şey öğrendim. Öncelikle beni asıl yakalayan şeyin insani boyutlar olduğunu dün gece kendime açıkça itiraf ettim. Sonra yanlış cümlelerimi buldum. Özgür kelimesinin gerçek anlamının ücretsiz olmadığını tekrarladım. Ve bununla çelişen sözlerimi tek tek anımsadım. Ubuntu Cd’leri satışı için ilan veren birine çok sinirlenmiştim mesela. Halbuki bahsi geçen özgürlüğün bununla bir ilgisi yok. Zaten lisans kapsamı özgür yazılımların satışını engelleyen maddeler içermiyor. Özellikle gelişim için maddi kaynakların gerekliliği düşünülürse bağışların ya da makul ödemelerin bu felsefeyle çelişen bir yanı da yok. Sonra Ubuntu ücretli olsa almayacağımı söylediğim aklıma geldi. Burada da saçmaladığımı kabul etmeliyim. Sonuçta ortada kullanmaktan hoşlandığım bir işletim sistemi var. Ve bana bu imkanı sağlayan insanlar için yapabileceğim hiç bir şey yok. Daha çok ülkemizdeki kullanıcılara yönelik çok kıytırık bir kaç çabam oldu. Keşke mümkün olsa, parayı ortadan kaldırabilecek bir yardımlaşma sistemini sosyal hayatlarımızda uygulamaya geçirebilsek. Açıkçası kafamdaki ideal düzen bu şekilde.

Kendimde hatalı bulduğum ikinci kısım ise özgürlüğün diğer boyutuyla ilgili. Kullandığım ekran kartı için sahipli bir sürücü yüklüydü Ubuntu kurduğum günden beri. Ondan kurtulabilmenin çeşitli fırsatlarını aradım. Ve dün itibariyle fglrx sürücüsü ile vedalaştım. Windows benzeri bir şey istemiyorum ben. Yani Wine ile program çalıştırmıyorum, alternatifleri uygulamaya geçirebilmeye uğraşıyorum. Bilgisayarım çok sorunsuz çalışınca değil, bir sorun çıktığında çözebilirsem ya da en azından uğraşırsam mutlu oluyorum. Çünkü gerçek anlamda bir terfi olarak görüyorum Ubuntu’yu. Bu nedenle bilinçsizce eklediğim qt kütüphaneleri ile ilgili okuduklarımdan sonra huzursuz oldum. Biz zamandır sessizce hakkında yapılan yorumları takip ettiğim RMS ile paralel düşüncelere sahibim. Başlangıç için bir GNU/Linux sistemi olan Ubuntu’yu seçmem Torvalds kafasına sahip olduğum anlamına gelmiyor. Kendisinin, kullanıcıların Windows sistemlerinden kurtuluşu için Linux ile doğru adımı attığını düşünüyorum. Ama bu kadarı benim için yeterli değil. Çünkü farklı işletim sistemlerinin doğru yorumlanması gerektiğine inanıyorum. İnsan aklı ve becerisi bilgisayar ortamında Windows ile sınırlandırılmamalı. Okyanusun ortasında hareket kabiliyeti, inceliği, sempatisi düşük bir gemi gibi Windows. Nüansları fark etmenize engel olacak hantallıkta. Kullandığınız süre içinde okyanusa “pencere”lerden bakmak dışında bir deneyim yaşamanıza fırsat vermeyecek bağlayıcılıkta hatta. Linux filikalarıyla özgürlüğe yaklaşmanızı sağlıyor. Elinizi suya sokabiliyorsunuz bu aşamada. Ama isteklerin belirlediği konfor şartları devreye girdikçe yani “son kullanıcı” terimi ile perdelenen bir rahatlık özlemi sarınca fikirleri, yavaş yavaş özgürlükten uzaklaşıyorsunuz. Bu sefer küçük gemi kopyaları haline geliyor Linux dağıtımlarınız. Olayın filikayı renklendirmek olmadığı aklınızdan çıkıyor ve neden gemiyi terk ettiğinizi unutuyorsunuz. Hatta gördüğüm kadarıyla kullanıcıların büyük kısmı sadece ambalaj sevdasıyla terk ediyor kullandığı işletim sistemini. Bu noktada amacın daha çok insanı özgürlüğe çekmek olmadığı iyice anlaşılmalı. Asıl mesele özgürlüğün ne ifade ettiğinin kesin olarak belirlenebilmesi. Aksi taktirde Windows esaretinden kurtulmak gibi bir durum söz konusu değil. Farklı bir esaret yaratıyoruz bu sefer kendimize. Benim de farkında olmadan bir zamandır yaptığım gibi.

Yeterince açık oldu mu bilemiyorum. Ama benim için bir aşama olduğu kesin. Acemiliği bilgisizlik değil merak ve öğrenme isteği olarak yorumladım bunca zaman.

Bir kısaltma olduğunu bile bilmediğim terimleri gerçek anlamlarıyla öğrenirken hep bir adım önceki cehaletim için kendimi eleştirdim.

GNU: Gnu’s Not Unix – Gnu Unix Değildir

GNOME: GNU Network Object Model Environment

Bir yol varsa, şu an için o yolda umduğum ilerlemeyi gösterebildiğimi düşünüyorum.

Hatta “in me omni spes est mihi” bile diyebilirim.