Wake Me Up Before You Go-Go

“Ya boşver uğraşılır mı?” dedim cevap yetişti, “Niye uğraşılmasın, uğraştım oluyor!”

Şimdi bu benim susmam gereken nokta işte. Çünkü tam olarak bu düşüncedeyim. Konular bambaşka belki ama düşünce sistemimiz aynı. Beni bilen biliyor zaten bazı şeyleri en baştan reddediyorum. Belki popülere bulaşmaktan hoşlanmıyor oluşum nedeni. Birinden bir şey öğrenmeyi seviyorum sadece birinin bana bir şey öğretmesini sevmiyorum. Dinlemeyi beceremeyişim belki bunun nedeni. Euler ve Lagrange şahidimdir üstelik Splinter Cell oynarken öğrendim hidroliği ben, ne kadar öğrendiysem. Ama oyunu bitirdim ki asıl mutluluk buydu zaten:)

Geri toparlayalım ben premium user değilim, hiç de olmadım. Tema değiştiremedim, dakikalarca bekledim, her başlığa yazamadım, o çok özel paylaşımları göremedim, avatarımda yıldızlı çerçeve yok, nickim bold değil. Oysa ayda sadece bilmem ne kadardı. O para nerelere verilmiyordu ki. Uğraşmalara değer miydi?!

Hayır şunu diyemem, premiumlara yatıracağım parayla neler neler yaptım ben! Yok öyle bi yalan, iki bira parasıysa içtim o iki birayı evet.

Mesele para değil, uğraşmayı seviyorum bu bir neden ama en önemli neden değil. Ota boka bir sınıf farkı yaratılması beni geriyor. Asıl mevzu bu. Ama hep, hep!! Kimi germediğini biliyorum, ayda xxx verip sınıf atlayan bir hıyar bebesi takılmaz buna. Ben ayda $$$ veremeyeceğim için değil, parayla bir adım önlere geçme fikri sinirimi bozduğu için yapamıyorum bunu. Ve arka kapıları aramaya başlıyorum.

Defalarca buldum o kapıları, annenizin kurabiyelerinden leech yakaladım. Hislerimle yolu bulduğum Rusça, Çince, Farsça sitelerden dünyaları toparladım. Premium şifreleri buldum, denedim, fark ettirmeden çıktım gittim. Her zaman şans getirmeyen şanslı yama uygulamaları kullandım. Kaldırdım ***** reklamları, bilmem kaç dolarlık silahları aldım oyunlarda. Canlarıma değer biçenlere gülüp geçtim. Yetmiş çeşit kalem stili ekledim. Ücretli temaları denedim, ücretli programları, ücretli özellikleri. <<Sadece premium üyelere özel>> ne varsa ben de biraz öğrendim.

Music for everyone

denilmiş ama işte o iş öyle değil. Reklam girecek araya, değiştir diyemeyeceksin, şurda dursun arada dinlerim yapamayacaksın mesela. Hani hepimiz? Ha çok mu derya deniz? Değil be, tabi ki değil. O yüzden buralarda dönüp durasım gelmiyordu. Yine de premium istediler geldik!:) Yetmediği yerde arkaya bırakırım yine böylece;

Permanent Holiday

Güzeller güzeli Antalya tatilim sonrasında evde yaptığım bir değişiklik de müzik sistemimde oldu. Ufak dokunuşlarla daha tatlı bir akustik elde ettim. Ama beni ikilemde bırakan ve root olmadan çalışmayan Viper4Android nasıl telefonum için olsaydı keşke diye dertleniyorsam bir gün dedim eee hani Linux hani benim equaliser!! (buraya ekolayzer yazmayı reddediyor bünyem!!)

Alsa kim Pulse ne herkes biliyor olabilir. Açıkçası ben çok hakim değilim o konulara. Geçen gece Telegram gruplarından birinde denk geldiğim bir makalenin peşine düştüm. Buradan öğrenilebilir. Olay şu ki oldukça gelişmiş bir uygulama varmış PulseEffects isimli. Biz Arch çocuğuyuz bize .deb yaramıyor tabi. Ama AUR diye bi depomuz var. Dikkatli kullanıldığında gayet nefis.

Terminalden ;

yükledim ve biraz kurcalayınca ufkum iki katına?? Yok artık Ekşi‘ci piçliğini bıraktım:)

Ayarları dilediğin gibi kaydetmece, canın istedikçe seçip beğenip yüklemece gibi bi özelliği de var. Asıl önemli bir başka konu da bu ayarların mantığı, anlamı, nedeni vs. Klasik martı EQ kafasında değilsek, biraz da ne nedir merak ettiysek zamanında fikrimiz olmuştur zaten. Ama tabi ben benim gibi acemilere anlattığım için kabaca bir anlatım ekleyeceğim. Bu ayarların bir doğrusu yok, en önemli nokta bu, tek önemli nokta bu hatta nokta bu:)

Birimiz bas delisiyiz, kimimiz ziller ve ipler kafasındayız, bazımız vokal duymak isterken bir kısmımız yankılara tav oluyoruz. Yani tamamen beğeni meselesi, deneyerek keşfedilen zaman zaman -değişiklik sevenlerdenseniz- tamamen farklı şekillere girecek bir deneme tahtası bu. Duymayı istediğiniz sesleri arttırıp pek de meraklısı olmadığınız tonları kısarak kendi damak tadınızı bulabilirsiniz.

Bana şu an böylesi güzel geliyor, müziğime yakışıyor

“Somebody called me Sebastian”

Cauda Pavonis

Aslında benim değil bir başkasının fikri ama arşivim o kadar güzel ki madem birlikte yapılamıyor ben toparlayayım istiyorum. Absürd bize uzun yıllardır olağan bir kavram. İnternet öncesi gazeteler, dergiler, televizyon kanalları ile yayılırdı. Belki meraklısına filmler ya da tiyatro, okuryazar olana kitaplar. Ama o komik mi tuhaf mı saf cehalet mi yoksa sadece utanç mı tanımlamakta zorlandığımız saçmalıkların cennetindeyiz. Ben çok denk geliyorum sanırım takip ettiğim kaynaklarla olan benzerliğim bu. Denk geldikçe kaydediyorum. Yakın çevremle paylaşıyorum. Bunları kategorize etmek bir iş. Nasıl neye göre bilemesem de bir yerde toplasam en azından, ufak ufak sınıflandırmaya çalışsam. Bunu bir site haline getireceğim. Ha tabi ben site yapmaktan anlamam. Öğrenmek için uğraşabilirim ama aslında o kısmı fikrin sahibinin işi olmalıydı. Olamadığı için template tarzı bir yerlere yöneleceğim muhtemelen.

Ama konu bu değil, konu dönemeçler:)

 Şöyle ki yıllar yıllar önce rüyamda defalarca viraj döndüğüm bir yoldaydım. Sabaha kadar ne bir yere ulaştım ne dönmekten vazgeçebildim. Hayatımın bazı evreleri böyle bir türlü kurtulamadığım virajlara döndü. Çok iyi bildiğim tek bir şey var o da bu zırvalığı ilk nasıl aşabildiğim. Bir şeyi tamamen unuttuğum çok oldu. Uzun zaman sonra hatırlamak ise bana çok değişik bir keyif veriyor. Bazı anıları böyle yıllandırıyorum bilerek.

Özenle beklettiğim bir tanesini bugün gün ışığına çıkardım. “Geceyarısı Ekspresi” saat 02:54’de yollanmış bir mail. 6 sene sonra ilk kez okudum. 6 sene önceki halime koşup sarılasım geldi. Bunu kendime sürekli hatırlattım geçen zamanda, önceden bana ait olacak bir şeylerin peşindeydim. Aslında ihtiyacım olanın farklılığını mükemmel bir şekilde öğrendim. Kendimi şöyle kenara çekip bir başkasına odaklandığımda ışıklar saçabildiğimi gördüm. Bu ışık beni onardı, insanlaştırdı. Ve her şeyden önemlisi kendimden memnun olabilmemi sağladı.

“Şöyle bi durum var, her şey yolundaysa bile tamamdır diyemiyorum.
Sen kötüyken tamam olmuyor       “

Bu benim icat ettiğim bir tedavi değil, binlerce yıllık bir ilaç aslında. Ben eski bir kitaptan formülünü öğrendim sadece. Keşke her ihtiyacı olana anlatabilsem ama yapamıyorum. Çok sevdiğim ama bir türlü yardım etmeyi beceremediğim insanlar var hayatımda. Ve hiç tanımadığım ama bir şekilde hayatlarını güzelleştirdiğim insanlar.. Çok yakınken ulaşmak bazen daha zor belki. Ben her daim acemiyim. Denemelerim elime yüzüme bulaşıyor çoğunlukla. Bana üzüntü olarak dönüyor.

Belki ileriki yıllarda ben de eski bir kitap gibi arayana formüller sunmayı becerebileceğim, bilemiyorum. O zamana kadar,

One

Bundan çok değil bir hafta önce kapanıp kapanıp duran, şarjı artık altına kaçıran çocuk misali priz aratmalara doyurmayan telefonumu değiştirmeye karar verdim. Ve yine bu zamanda dedim ki “ben hevesimi aldım bu telefon işinden, basit ucuz bir şey alacağım. yeterli.” 4 sene geçti I9505 kodlu Samsung Galaxy S4′ü alalı. Açıkçası bir S2 değildi. Hatta galiba hiç bi telefon bi S2 değil, o nasıl bir efsaneymiş:) En son dün itibariyle telefonum kapandı ve bir daha açılmayı reddetti. Dedim αρκετά! Sonuçta kendimi yeni telefon ararken buldum ve sanki bir kaç gün önce atıp tutan ben değilmişim gibi heyecana kapıldım. Yine hep dediğim gibi teknoloji benim zayıf karnım. Baktım, araştırdım, seçtim, beğendim, vazgeçtim, arkadaşların o mu bu mu diye diye beyinlerini yedim. Sonuçta şöyle bir kıvama geliyorum bu gibi durumlarda, telefonun her şeyini öğrenmiş cevaplayamayacağı soru kalmamış biriyim artık. İşte o noktada karşıma çıkacak satıcının işi var:) Neyse, neyse.

Artık dash charge özelliğiyle beni hayran bırakan bir OnePlus 3T kullanıcısıyım. Benimki çok üzücü aslında başka bir noktadan baksak, ben bu telefonu beğeneli aylar aylar geçti. Ama telefonum kesin şekilde bozulana kadar bekledim. Sim kart temassızlığı yüzünden yine aylardır arka kapağın arkasında kağıtlar tıkışmış durumdaydı. Hatta arka kapağın kamera kısmı bu yüzden çatlayıp kırıldı. Bahaneler mi bunlar? Aslında kızıyor muyum kendime? Hayır bunun için kendime kızgın değilim. Tüketim bu, gereksiz de biliyorum. Ama beni neşeliyor. Ve zaman zaman böyle bir neşeye gerçekten ihtiyaç duyuyorum.

Bu lafımı da yer miyim emin değilim ama bu sefer stock ile devam etmek, root hikayesine bulaşmamak istiyorum. Bakalım, zamanla nerden nereye yol alacağım.

Don’t Eat the Yellow Snow

ys

Mizahın en çok bu hali severim ben, müzikleriyle hayatımı güzelleştiren bir deli adam ile gireceğim konuya.

Denk geldim güncelleme haberi düşmüş nete Kernel sürümü yükselmiş, benim Arch Linux benden komut beklermiş.

Dedim;

pacman -Syu

Ve korktuğum başıma geldi sonunda. Yapamam bunu dedi Archer, hata dedi, unutma ben Linux‘um dedi.

Yalnız o korkutucu finalli full system upgrade hikayelerinden nasıl korkmuşsam artık, baktım da baktım.

Hata şu şekilli

error: failed to commit transaction (conflicting files)

arch linux ca-certificates-utils: /etc/ssl/certs/ca-certificates.crt exists in filesystem

Çok da büyük bir sakatlık yok gibi, zaten AUR depolarına çok yanaşmıyorum aman sistem stabil kalsın aman tepesi atmasın düşüncesiyle. Büyük yanlışlar içinde olamam.  Tabi hemen aradım hatanın karşılığını tavsiyeleri okumaya başladım. Forumdan alıntılarsam bir tane sivri şöyle yapıştırmış tavsiye olarak

man, just

“sudo pacman -Syu –force”

Ha paşama. Şimdi ben bu oyuna gelmem de sebebi daha Arch Linux kurmadan önce bile bu distro hakkında çok okumuş olmam.

Kaldı ki gerek Android‘de gerek Linux sistemlerinde hiç force kullanmadım diyemem elbette. Hatta işime yaradığı da çok olmuştur. Ama kararlılığını bir salak hareketle çok seri şekilde bozabileceğim bir sistem söz konusu. Ve biri de kalkmış “force it baby” diyor. Normali ve doğrusu da bu biliyorum ama konu Arch Linux olunca cidden heyecana kapılmamak, tam anlamıyla öğrenmek gerekiyor. Bir sonraki mesaj ise şu şekilde;

424778940 wrote:

man, just “sudo pacman -Syu –force”

Don’t be an idiot.

Fazla heyecanlı, sabırsız ve aptal olmadım tabi ben de. Hemen bakmam gereken en temel yere kaçtım Latest News gayet açık. Ben de sildim dosyayı tatlı tatlı, tekrar update.

Sonuç ;

Kendime ayıp etmiş gibiyim. Ben bağıran adamı seviyordum.

Can’t Believe It’s True

gtGeçen gün bir makaleye denk geldim. Çağrışımları, ilerisi gerisi biraz kafa ütülemek istiyorum. Konu başlığı Arch Anywhere. Burada yine Arch Linux‘ta her daim kullanışsız bulduğum ama derli toplu duruşuna laf edemeyeceğim formatta toparlanmış. Çok kabaca bahsedersem şunu derim, arama çubuğuna <<simple arch linux install<< yazdığınızda düşeceğiniz yer burası. Yani amaç en sevdiğimiz kullanıcı olan meşhur “son kullanıcı” nın mutluluğu:) Peki madem seçenekler sunulmuş, kolay kurulum yolları çıkarılmış, daha deli mi diğer az da olsa eziyetli yöntemle devam edecek olanlar? Çağrışımları kısmına dokunacağım yer burası işte. Ubuntu günlerimde çok ismini duyduğum ama hiç kurulumda kullanmadığım bir Wubi olayı vardı. Hayır aynı mantık olmadığının farkındayım. O program Windows üzerinden Ubuntu yüklemeye yarayan bir şeydi. Arch Anywhere ise özelleştirilmiş iso düşüncesiyle oluşturulmuş. Her ne kadar Wubi gayet wikilerde yer bulan, anlatılan ve bolca desteklenen bir araç olsa da aptal aptal hatalara neden oluyordu. Yıl oldu 2017 ve her şey düzeldi mi? Zannetmem. Orda bi mantık hatası görüyorum ben çünkü. Yamalamak gibi. İster istemez protez gibi duracaktır yeni sistem.

Arch Anywhere ise çok yeni bir fikir bildiğim kadarıyla, daha duyurulalı fazla olmadı. Bu da denenilmemiş demek, yeterince ağlayan olmamış bilgisayar karşısında, kafalar kırılmamış, kayışlar koparılmamış henüz. Kötülemek ya da soğutmak istemiyorum elbette. Belki aranan kan olacak ve büyük bir boşluk dolduracak. Baştan beri şahsen bir acemi olduğum için Linux‘un mümkün olduğu kadar kolaylaşabilmesinden yanayım. Her ne kadar zorlukları beni olumlu şekilde motive etse de bence herkesin bilgi seviyesini katlama şansından daha makul olacak daha daha daha kolay kurulan, kullanılan, insanlık dostu dağıtımlar.

Ben şans vereceğim yine de, umarım başarılı bir proje olur. Şimdilerde Bug Report kategorisinin tepesindeki ilk konu başlığı !buggy as hell! şeklinde olsa da fikir dünya güzeli.

Bir de konuyla alakası yok. Ben bunun uzun zamandır farkındayım da zaten, tekrarlamak istiyorum sadece. Arada olur ya güzel insanlar karışır hayatımıza. Ben o insanları kaybedip, farkında olmadan her tarafta arayıp, başka şekillerde buluyorum. Tekrar tekrar. Bundan bir başka yerde bahsettim zamanında aslında metafizik hedelere kulak asmam ama yadsıyamayacağım şekilde bazı tecrübeleri öncelikle zihnimde kurdum ve yaşadım. Ve bazı insanların hayatıma dahil olacağını önceden biliyordum. Bir çeşit sağlama mı bu emin değilim fakat o güzel insanları da sevgilerini de aslında ben yaratmış, çağırmış, bulmuş gibi hissediyorum. Yine bir zaman okuduğumda benzeri bende de var demiştim büyük bir şaşkınlıkla. Alıntılarsam;

“Hep onu bekledim. Gelse de onu bekledim. O kadın değildi/erkek değildi. O para değildi. O ölümsüzlük de değildi. Onu bende merak ettim. Onun için yaşadım ona koştum ve onu buldum… Ne mi o? Yaşadıkça bulunan O’na tanjant hayatım.”

Benim de başka bir yanıtım var, bana iyi ki dedirten, içimdeki güzelliği ortaya çıkaran ve kendimden memnun olabilmemi sağlayan her şey orda öylece dursun. Dursun çünkü varlıkları yetti bana, yakınımda olmadıklarında da içimde güzelce koruyup büyütebilmeyi öğrendim.

“Bunu ta başından biliyorum

Durdum bekliyorum, gelme”

Bitti mi sandın?

z

Güç bela bir güzel insanın yepyeni, şu beni çoktan bayan ve bayıltan “saf android” hikayeli General Mobile 5 marka/model telefonuna CyanogenMod kurduk. Bunu ibret olsun diye anlatmalıyım galiba:) Yepyeni derken abartı yok, 1. haftasında beynine girdim. Bir de şehirler arası talimatlar, bağlantı yollamalar. Telefon bozulmuş akşamına, çocuk arar benim kafam arkadaşımdan güzel. Yaparız, dönerim ben vs derim. Telefon boot ekranında kalakalmış. Yüreğine inmiş, mutsuz bir geceye yatmış.

Sabahına ayıldım, konuşmalardan aklımda bir sıralama yapmışım. Eksiği de her zamanki komik konsantrasyon zirvemde yani uykumda yakalamışım. TWRP ile yükleme yapmıştı ancak Rom sonrası Gapps kurmamış, muhtemelen anlatımlar her zamanki gibi atlamalıydı. Sanki herkes bu işin meraklısıymış gibi koyarlar yalan yanlış bir anlatım. Hiç eklemese daha iyi, o yüzden kim acemiler için diyorsa, detaylarına kadar inmişse ordan devam etmeli yola. Neyse ki hızlı bir çözüm bulduk, telefon kurtuldu. Fakat kullanıcılarının haberdar olduğu gibi CyanogenMod projesi sonlandı. Ben haberini de aynı arkadaşımdan aldım. Hatta kurdu, ertesi gün haber düştü. Öyle acayip bir zamanlama. Başka projelere yöneldi o da.

Bense yakın çevremin bildiği gibi ağzı dili olsa bana binlerce saat bağırıp küfredecek olan talihsiz telefonum I9505 yani bilinen adıyla S4 ile deneylerime devam ettim. Bir ara proje düşmüş, Optimized CM şekilli, denedim gayet stabil. Tek sorun yaşadım, bunu da açıkçası beklemezdim. Ara ara Firefox sistemin tamamen çakılmasına neden oluyor. Neyse ki buralarda benden log isteyecek bir sivri yok da kafam rahat. Başka Browser yükledim geçtim. Ama tabi bunlar hep Beta sürümler, Android 7.1.1 güzel tabi. Fakat gerçekten şu ara telefonumun sessiz çığlıklarına kulak verdim. Optimized LineageOS 14.1 isimli daha yeni bir şey göründü. Denemedim, sakince bekliyorum.

Şimdilik:)

Peki ben Lineage Os ile devam diyeceğim telefon alev alıp ötenazi hakkını kullanana kadar. Ama artık ipleri sıkı sıkıya çevremize dolayanlardan kaçmanın kaçınmanın kapıları nerde? Bunun öneminin gerçekten farkında olsam da ara ara kaçamaklar yapmıyor değilim. Şu artık belli bir kesimin vazgeçilmezi olan VPN konusuyla ilgili yakın zamanda güzel bir inceleme okudum. Aslında çoğu uygulama o kadar güvensiz ki belki o programlarla bağlanmak bile daha büyük hata olabilir. Veri toplamadaki sınırsızlık, gizliliğin hiçe sayılması ve üzerine paketten süprizlerle çıkan yaptırımlar, cezalar.. En güzeli özgür yazılım diyenler tehlikeyi çok erken fark edip safını belirleyenler aslında. Çünkü sonun buraya varacağı gayet açık. Sistematik olarak kısıtlanan sadece bir sinyal olarak harita üzerinde yanıp sönen telefonlu/tabletli/bilgisayarlı varlığımız da değil üstelik. Çünkü canı istediğinde elektriğine kadar elinden alabilecek bir sistem varken sadece bu şekilde kendini ifade edebiliyor olmanın da gerçeklikten katlanarak uzaklaştığı kesin. Ama oyunu kurallarına göre oynamanız istendiğinde çizginin dışında kalabilme imkanı var. Hiç zor değil.

“Kim benim bilmem neyimi merak etsin!?” çok yanlış, konuyu hiç anlamamış ve kendini değersizleştirmiş bir bakış açısının ifadesi. Tükettiklerimiz o ağın parçası olmamızın asıl sebebi. İnsan olarak değil fakat kar/zarar marjına kattıklarımızla ölçülen bir değerimiz ve bu doğrultuda üzerine oynanan bir potansiyelimiz var. Bunu görmezden gelmek yerine hedef şaşırtmak hem eğlenceli hem de çomak sokmak gibi. Hayır, hiç zor değil.

Son olarak tam da böyle bir saldırıydı başlattığım.

içimizdeki şeytanlara, zülfikarlarla

ve bitmedi.