Apostasy

Ubuntu‘mdan uzun süredir ayrıyım. Yorgunluk, başka bir nedeni yok. Özlemişim elbette. Ara ara G+ ile takip ettiğim GNU/Linux gündemi ile fark ettim bu enteresan programı da.

Pek alakam olmamıştı ama eğlenceli göründü bu seferki programcık.

Ve github olayını sistemime dahil ettim.

 sudo apt-get install git-core

Yalan değil, biri bana yol gösterirken verdiği linkten bir kaç sayfa kod dökülünce bi duraklıyorum.

Ama bunu yaparım gibi dedim. /home dizininde hiç yüzünün görmediğim bomboş Documents klasörüne bir metin dosyası oluşturdum.

Buradaki içeriği içine yapıştırdım.

İsmine de screenfetch-dev dedim:)

chmod +x /home/irmak/Documents/screenfetch-dev

Yetkilendirdim. Çalıştırdım terminalde ve görüntü


Çok önemli ya da gerekli bir program değil elbette ama her distro için yapılmış bu. Benim hoşuma gitti denemek:)

Bir de geçen Kadıköy‘de genç bi çocuk yanımdan geçti. Resimli-yazılı bi tshirt giymiş. Ben hep okurum, o yüzden dikkatimi çekti.

<<I like fishing<<  yazıyordu üzerinde. Yazıyı okudum, figürü şöyle bi gördüm. O ara geçtik gittik zaten 2 adımda.

Hani şu saniyenin bilmem kaçta kaçı hikayesi, iç ses ve algı art arda.

-ya olm  bu yaşta ne balığı, ne balıkçılığı

-ha? hahahah..

Ben buna güldüm, sen de gül Ubuntu🙂

Wait in the fire

 

Bu ara yine ufak ufak düzeltmelere giriştim. Tweak sevmediğim halde mecburiyetten kurmuştum ama bu sefer de hatalar hatalar..

Öyle bir tuhaf durum ki gnome-tweak-tool isimli zerzevat önce düzgün çalıştı. Sonra bir baktım artık açılmaz olmuş, bi daha baktım çöktü.

Sonra bi daha çöktü, bi daha, bi daha..

Artık sadece yönetici olarak açılmaya başladı. Kaldırıyorum, siliyorum, düzenliyorum. Her numarayı denedim üzerinde. Tıss..

Eee peki niye taktım bu kadar, olmaz olsundu?

Arkadaş tema istiyorum ben. Bu Gnome 3 tamam şahane ama biraz değişse?

Dedim ve biraz dolaştım kapı kapı.

Elbette buldum:)

Öncelikle ben doğru paketi yüklememişim ki..

Sevgili Synaptic‘te gnome-shell-extensions bulunur.

Sonra aksın ppa temaları:)

sudo apt-get install zukini-theme

Dedim, temalardan etkinleştirdim.

Bu işte benim güzel Pangolin..

Bu ekranı prt sc yapamıyorum, o yüzden telefonla çektim. Çok anlaşılır olmadı..

Ama tema olayı da ayrıca nefismiş.

Özellikle devianArt‘da çok deli temalar gördüm. Sırayla oynatıyorum.

Bir de çok tatlı conky konfigürasyonları buldum.

Bi dahaki yazıda hatırlatırım.

So Glad You’re Mine

Komple sda7‘yi yani eski sürümün bulunduğu bölümü silip tertemiz yüklemeye çalıştığım güzel Ubuntu‘m yeni sürümüyle ilk denemede her zamanki gibi avcumun içinde infilak etti. Bu benim lanetim sanıyorum, bir kere de sorunsuz hallolsun işim. Yok, mümkün değil.

Ne oldu peki? Iso indirdim, yazdırdım,çalıştırdım.

Verdim Install komutunu. Evet öncesinde Wireless şifremi girdim, ve updateleri yükle dedim. Nedenini açıklayamıyorum ama bu yüzden oluyor. Ya da olmuyor daha doğrusu.

Geldi, geldi, geldi..

Bitti bitecek kurulum.

Çaaat!

Installer crashed!

Bundan daha bfkjfd bi hata mesajı olur mu ki?

Bölümü sil, formatla demişim.

Grub hayallerde kalmış.

Bana crashed diyor utanmadan.

Dedim kapatırım yeniden çalışan cd ile başlarım. O halde kapan..

Ama kapanır mı? Kapanmaz, bir hata mesajı döngüsü akıttı bilgisayar, sanırsınız uzay üssüm hacklenmiş.

Durmuyor arkadaş. Bi de umutla bekliyorum ha bitti ha bitecek.

Yok.

Çaresiz eski usül basılı tut.

Dedim tamam bu download olaylarını sonraya bırakalım. Önceki sürümde de bunu yapmıştı bana. Ve Install?

Rapatatammm!!

Elbette Unity kalıcı değil.

Ama bi ayarlamalar yapıp Ubuntu‘mu kendine getirene kadar işe yarayabilir.

We shall overcome

Ben alfa, beta, gama derken yorgun düştüğüm için resmi, stabil, final sürümü beklemedeyim. 26 Nisan’da güzel Ubuntu‘m Oneiric Ocelot yerini Precise Pangolin‘e bırakacak. Ve bu benim kullandığım 6. Ubuntu sürümü olacak. Bu 6 sürüm içerisinde nedense hep xx.10 sürümlerini sevdim ben.

Karmic Koala, Maverick Meerkat ve son olarak Oneiric Ocelot benim -her şeye rağmen- mutlulukla hatırladığım sürümler. Ama nedense xx.04 sürümlerinden hiç hoşlanmadım. Üstelik PP dizilimi için bence çok sevimsiz bir isim bulundu. Bir Penguin göreceğimizi ummuştuk, olmadı bi Panda. Daha da rahatsız edici olan ise benim kullandığım en berbat sürümün LTS olan Lucido olmasıydı sanırım. Tesadüf olmasını diliyorum çünkü Precise Pangolin hem bir xx.04 sürümü hem de LTS.

Wikipedia ‘da Ubuntu sürümleriyle ilgili güzel bir tablo bulunuyor. Özellikler ve Değişiklikler başlığı oldukça kısa bir özet kabul edilebilir ama yine de fikir vermesi açısından güzel düşünülmüş. Dikkati çeker mi bilemiyorum, bence ilk sürüm ile başlatılan ShipIt olayı gerçekten teşvik edici, güzel bir fikirdi. Şu an bu program tamamen kaldırıldı, artık sadece Download ve Buy olarak 2 seçenek sunuluyor. Bu hiç sevimli bir durum değil. Elbette Ubuntu şu haliyle GNU/Linux sistemler içinde kullanılabilirliği ve basitliği sebebiyle öne çıkmış durumda. Ama bu durum gittikçe nasılsa aldık yürüdük havalarına bürününce ben sinir oluyorum. Benim 2009’dan beri takip ettiğim halde çok ciddi şekilde evrimine şahit olduğum Ubuntu, günden güne bir yıldızlar karması tadı vermeye başladı. Evet seviyorum, kullanıyorum. Ama özgün kalmasını her zaman tercih ediyorum. Daha özgürlükçü ve bağımsız görünmesini isterken her sürümde birz daha uzaklaştığını görmek istemiyorum.

Neyse son olarak bir başka sevimsiz olay da pek çok dosya tipine bulaşık yaşayan Digital Rights Management (DRM) kavramından bahsedeceğim. DRM kullanıcıların film, müzik, edebiyat ürünleri ve dijital her hangi bir veri üzerindeki haklarını kısıtlayan bir fikrin ürünüdür. Play Station, Kindle, Apple ürünleri gibi çeşitli markalarca benimsenmiş bazı dosya formatları kullanıcının erişim, paylaşım ve değiştirme hakkını büyük ölçüde veya tamamen kısıtlamaktadır. Sonra gelsin JailBreak. Benim gerçekten kavrayamadığım şey ise neden insanların aslında bir “hapisane” olduğunu bile bile kendilerini buna mahkum ettikleri. DRM’e karşı çok ciddi ve düzenli kampanyalar yürüten http://www.defectivebydesign.org/ konuyla ilgili açıklayıcı pek çok bilgiyi sitesinde bulunduruyor. İsminden de anlaşıldığı gibi genelde görsel dökümanlar ile tepkilerini yansıtan grubun güncel çalışmalarından biri şu şekilde

Birilerinin <<hala>> umudu, karşı çıkacak yüreği ve doğruyu gören gözleri var.

Bir bilgenin dediği gibi

We’ll kick out those dirty licenses
Ever more, hackers, ever more.

Happy Hacking:)

Manantial!!

Gerçekten çok yoğun, uykusuz ve haliyle yorucu geçen bir hafta sonrası yazmaya ancak vakit bulabiliyorum. Bundan tam 3 gün önce doğum günümü ve Linux’la tanışmamın 2. yılını kutladım. Çok keyif alarak kullandığım bir sistem bu. Elbette keyfin en önemli kaynağı çoğu zaman ayrı değerlendirilmeye çalışılan GNU kavramı ve bu kavramın önümüze çıkardığı çoktan seçmeli güzel yol. Defalarca tekrar ettiğim, tekrar etmekten bıkmayacağım en önemli şey bu çünkü benim için. Free Software deniliyor ya, bizim dilimizdeki daha anlamlı karşılığıyla Özgür Yazılım her şey bir yana çok insanca bir fikir. O yüzden Ubuntu‘nun yeni numaraları bana keyif vermedi açıkçası. Xubuntu ile kendimi daha rahat ve gösterişsiz hissettim. Elbette her zaman söylediğim gibi daha az görselliğin olmasını diliyor değilim. Ama hala ön tanımlılarda Banshee ismi görüyorum. Severek kullandığım programlar depoya atılıyor.  Bu Precise Pangolin neye benzer artık bilemiyorum. Ben Xubuntu ile devam edecek gibiyim. Hafta bu kadar yormasaydı Alfa 1 ile atacaktım kendimi serin sulara ama halim kalmadı açıkçası. Belki gelecek hafta..

Meraklısı buyursun elbette:)