Bitti mi sandın?

z

Güç bela bir güzel insanın yepyeni, şu beni çoktan bayan ve bayıltan “saf android” hikayeli General Mobile 5 marka/model telefonuna CyanogenMod kurduk. Bunu ibret olsun diye anlatmalıyım galiba:) Yepyeni derken abartı yok, 1. haftasında beynine girdim. Bir de şehirler arası talimatlar, bağlantı yollamalar. Telefon bozulmuş akşamına, çocuk arar benim kafam arkadaşımdan güzel. Yaparız, dönerim ben vs derim. Telefon boot ekranında kalakalmış. Yüreğine inmiş, mutsuz bir geceye yatmış.

Sabahına ayıldım, konuşmalardan aklımda bir sıralama yapmışım. Eksiği de her zamanki komik konsantrasyon zirvemde yani uykumda yakalamışım. TWRP ile yükleme yapmıştı ancak Rom sonrası Gapps kurmamış, muhtemelen anlatımlar her zamanki gibi atlamalıydı. Sanki herkes bu işin meraklısıymış gibi koyarlar yalan yanlış bir anlatım. Hiç eklemese daha iyi, o yüzden kim acemiler için diyorsa, detaylarına kadar inmişse ordan devam etmeli yola. Neyse ki hızlı bir çözüm bulduk, telefon kurtuldu. Fakat kullanıcılarının haberdar olduğu gibi CyanogenMod projesi sonlandı. Ben haberini de aynı arkadaşımdan aldım. Hatta kurdu, ertesi gün haber düştü. Öyle acayip bir zamanlama. Başka projelere yöneldi o da.

Bense yakın çevremin bildiği gibi ağzı dili olsa bana binlerce saat bağırıp küfredecek olan talihsiz telefonum I9505 yani bilinen adıyla S4 ile deneylerime devam ettim. Bir ara proje düşmüş, Optimized CM şekilli, denedim gayet stabil. Tek sorun yaşadım, bunu da açıkçası beklemezdim. Ara ara Firefox sistemin tamamen çakılmasına neden oluyor. Neyse ki buralarda benden log isteyecek bir sivri yok da kafam rahat. Başka Browser yükledim geçtim. Ama tabi bunlar hep Beta sürümler, Android 7.1.1 güzel tabi. Fakat gerçekten şu ara telefonumun sessiz çığlıklarına kulak verdim. Optimized LineageOS 14.1 isimli daha yeni bir şey göründü. Denemedim, sakince bekliyorum.

Şimdilik:)

Peki ben Lineage Os ile devam diyeceğim telefon alev alıp ötenazi hakkını kullanana kadar. Ama artık ipleri sıkı sıkıya çevremize dolayanlardan kaçmanın kaçınmanın kapıları nerde? Bunun öneminin gerçekten farkında olsam da ara ara kaçamaklar yapmıyor değilim. Şu artık belli bir kesimin vazgeçilmezi olan VPN konusuyla ilgili yakın zamanda güzel bir inceleme okudum. Aslında çoğu uygulama o kadar güvensiz ki belki o programlarla bağlanmak bile daha büyük hata olabilir. Veri toplamadaki sınırsızlık, gizliliğin hiçe sayılması ve üzerine paketten süprizlerle çıkan yaptırımlar, cezalar.. En güzeli özgür yazılım diyenler tehlikeyi çok erken fark edip safını belirleyenler aslında. Çünkü sonun buraya varacağı gayet açık. Sistematik olarak kısıtlanan sadece bir sinyal olarak harita üzerinde yanıp sönen telefonlu/tabletli/bilgisayarlı varlığımız da değil üstelik. Çünkü canı istediğinde elektriğine kadar elinden alabilecek bir sistem varken sadece bu şekilde kendini ifade edebiliyor olmanın da gerçeklikten katlanarak uzaklaştığı kesin. Ama oyunu kurallarına göre oynamanız istendiğinde çizginin dışında kalabilme imkanı var. Hiç zor değil.

“Kim benim bilmem neyimi merak etsin!?” çok yanlış, konuyu hiç anlamamış ve kendini değersizleştirmiş bir bakış açısının ifadesi. Tükettiklerimiz o ağın parçası olmamızın asıl sebebi. İnsan olarak değil fakat kar/zarar marjına kattıklarımızla ölçülen bir değerimiz ve bu doğrultuda üzerine oynanan bir potansiyelimiz var. Bunu görmezden gelmek yerine hedef şaşırtmak hem eğlenceli hem de çomak sokmak gibi. Hayır, hiç zor değil.

Son olarak tam da böyle bir saldırıydı başlattığım.

içimizdeki şeytanlara, zülfikarlarla

ve bitmedi.

 

 

 

Türkiye saatiyle Stallman!!

Saat tam 12:52’de bir türlü düzeltmeyi beceremediğim proje tam karşımda yarım saniye kadar düşündüm. Bitiremezsem 13:00’de çıkamayacaktım iş yerinden. Zaten konuşmanın başına yetişmem imkansızdı. Ve Topkapı’dan Kayışdağı’na beni ışık hızıyla götürebilecek taşıt henüz icat edilmediğine göre en iyi ihtimal için mutlaka saatinde çıkmak zorundaydım.Yarım saniye sonrasında kafamda şimşekler çaktı, sorunun çözümünü buldum. Düzelttim ve tam 13:00’te şirketin arka kapısındaki cihaza parmağımı uzattım, karşılık olarak teşekkürlerini sundu. Uçmakla koşmak arası bir tempoyla beni anadolu yakasına bırakacak toplu taşımalara ulaştım. Sağolası bir otobüs Yeditepe Üniversitesi‘nin yakınından geçtiği iddiasıyla beni kandırdı. İndiğim yerden hayli uzun ve dik bir rampadan yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası üniversitenin bayrakları karşımdaydı. Derecesiz soğuk ve ara ara serpiştiren kar altında, buraya üniversite kampusü kuran zihniyete saygı+sevgi sunarak konferans salonuna ulaştım.

GNU/Linux sularına kendimi atalı çok uzun zaman olmadı. Bu süreçle eş zamanlıdır Richard Stallman ismini  duyuşum. Sonrası Özgür Yazılım, Özgür Toplum, Revolution Os ve nette yayınlanmış onlarca röportaj, yazı ve video görüntüsü. Artık ezbere bildiğim bir ses tonu yani, artık çok net anladığım bir tavır, söylenen her sözün ve her tepkinin arkasında bulunan yenilikçi felsefe..

Çok büyük bir onur ve mutluluktu sevgili Stallman‘ı dünya gözüyle görebilmek. Şöyle dedi, böyle konuştu demeyeceğim yine, yakında buradan ulaşabilir dileyen.

Erkek arkadaşımın muhteşem mantarlı tavuk sotesine  yetişebilmek için soruların bir kısmını dinleyemedim, oturum bitmeden ayrıldım kampüsten. Ama değerdi elbette. Sonuçta her açıdan inanılmaz keyifli bir gün oldu.

Mor penguen bulutlara ulaştı bu gün, gördün değil mi Ubuntu?