Özgür Yazılım ve Linux Günleri

Evet günleri ama tabi benim gibi yoğun çalışan biri için sadece cumartesi iş çıkışı koşturarak yetişilen bir etkinlik oldu. Onur Küçük tarafından gerçekleştirilen Linux Açılış Süreci isimli sunumun son 10 dk’sına dahil olabildik. Tek kelimesini anlamadım desem yeridir, zaten odaklanamadım. Ardından bir OSSEC tanıtımı vardı. Çağrı Ersen çok iştahlı bir anlatım yaptı, bi ara server olayına mı bulaşsam acaba dedim. Neyse ki kısa sürdü:) Şöyle bir sıkıntı var elbette, bazen herkesin içerisinde şu his kaplıyor içimi. “Ben nerdeyim?!” Herkesin alanı, kimilerinin uzmanlığı. Ben bir bilgisayar mühendisinin okulda ilk sene öğrendiğinden daha azını biliyorum muhtemelen. Böyle olunca bazen kaptırıyor herkes, başlıyolar inci gibi terimleri dizmeye. Tamam bir kısmını biliyorum, bazılarını duymuşum ama gerisi? Yok elbette, niye olsun ki? Onlar da benim işim ve uzmanlığımla ilgili bir şey bilmiyorlar. Ama kimse kalkıp da Çelik Yapılar Sempozyumu‘na katılmaya çalışmıyor. O yüzden, denize kendim atlamışken yüzme bilmiyorum demek olmaz. Çırpınıyorum haliyle:)

Neyse, bir diğer sunum Koha Kütüphane Otomasyon Sistemi hakkındaydı. Samed Beyribey hazırlamıştı. Oldukça kolay kullanımlı, “son kullanıcı” dostu ara yüzüyle sevilesi görünüyor. Aslında bu programla ilgili kafamda çok güzel bir düşünce oluştu. Bunu bizim firmaya uyarlasam, müthiş kitap arşivimizi kategorize etsek. Hop bi veritabanı oluşsa mükemmel olurdu. Ama tabi amaç bu değil, daha çok üyelik sistemini optimize eden bir alt yapı tasarlanmış.

Ve son olarak heyecanla beklediğim son oturum mütevazi BSD gurusu Gökşin Akdeniz tarafından gerçekleşti. Aslında BSD her çeşidiyle ilgimi çeken bir işletim sistemi. Hep okurum, severim, ilgilenirim. Ama cesaret konusunda zayıfım. Hayır aslında sanalda denemedim değil. Daha çok farklı bir şey var. Nasıl anlatılır, sunumu yaparken Gökşin Akdeniz‘in BSD sevgisine şahit oldum. Bu bir çeşit tutku oluyor. Aynısı bende de var. Ubuntu‘yu seviyorum. Gerçekten bir kaç kişiden de duyduğum gibi, Ubuntu açınca evimdeyim. Hani bu arayüz, basitlik, ateşli yazılar, efektler falan değil. Alıştığım, bildiğim, uğraşmaktan zevk aldığım sistem bu. Yoksa başka dağıtımlar da denedim. Aynı hissi vermiyor bana. İlk göz ağrım dedikleri belki. Bilemiyorum, o yüzden  BSD bir kenardan izlemeye devam edeceğim bir sistem. Şimdilik.

Son olarak yeni kernel, yeni sorunlar. Gnome 3 uçtu, system info fallback çaktı. Tekrar sürücü indir, derle. Daha denemedim ama çalışacak gibi. Sahipli sürücü kullanıyorum evet, ama benim ekran kartım biraz cins, bir tek böyle düzgün çalışıyor. Daha denemedim, bakalım.

sudo reboot 

Reklamlar

Özgür Yazılım Ve Linux Günleri '11

 

Geçen sene bir hevesle katıldığım Özgür Yazılım ve Linux Günleri için yeni duyuru yapılmış. Ubuntu ile bağlantılı olarak ilgi duyuyordum daha önce özgür yazılım ile ilgili görüşlere. Ve fark ediyorum ki çok şey değişmiş düşüncelerimde. Başta benim için inanılmaz öğretici ve yol göstericisi etkisi bulunan Ubuntu forumlarından birini tamamen terk ettiğimden beri insanoğlunun saçma sapan meselelere olan takıntısından bir miktar daha sıyrılma imkanı buldum. Kişiselleşen, tartışmaya hatta zaman zaman hakarete, kavgaya varan konuların içine girince fark edemiyoruz durumun abesliğini. Ama geçen gün sadece haberdar olma amacıyla tekrar uğradığım mekan hala komik dalaşmaların yeri olarak yerinde saymış. Burada suçlama ya da kınama temelli bir fikir belirtmiyorum aslında. Ben de bu olayların tam karnında yer aldım ve aynı zırvalara dahil oldum zamanında. Ve şimdi görüyorum ki gereksizmiş. Fazla gereksiz. Başta tavsiye edildiği gibi hiç bulaşmamalıymışım forumlara. Acemiyken hata yapma toleransı var ama insanın. Hem mükemmellik iddiam yok. O yüzden rahatım.

Her neyse..

Bu seneki etkinlik için 1-2 Nisan tarihleri belirlenmiş. Henüz konuklar hakkında bir duyuru yapılmamış. Geçen sene Matt Zimmerman‘ı sigarasını yakabilecek mesefade görmüştüm. Güzel bir his ama eğer bu etkinliğe katılacaklar arasında sadece görmeyi değil, sarılıp öpmeyi bile istediğim kişi de katılırsa benim için çok ayrı bir yeri olacağını tahmin ediyorum.

Meraklısına

Özgür Yazılım ve Linux Günleri

Güvenlik, gizlilik ve Linux

Daha önce Özgür Yazılım ve Linux Günleri isimli yazıda bahsettiğim Fatih Özavcı tarafndan hazırlanan “Mahremiyet Ekseninde Özgür Yazılımlar” konulu seminerin pdf dökümanını bir türlü bulamamıştım. Hafta içi kendisine mail atıp rica ettim. Yolladı. Tekrar teşekkür ediyorum.

Paranoyaların zirve yaptığı bir ortamda, hepsi kullanılmasa bile hakkında detaylı bilgi sahibi olunmalı. Dökümanı buradan takip edebilirsiniz.

Tor projesi anlatılanlar arasında aklımda kalan güvenlik önlemlerinden biriydi. Denedim ve gerçekten de mantıklı olduğunu düşünüyorum. Asıl e-mail şifreleme olayına kafayı takmıştım. Bunda geçenlerde yorum yazan Aranel Surion bile etkili oldu. Sitesinde gördüm, takıldım kaldım.” Benim niye GPG anahtarım yok!!” diye. Ve Pdf rehberliğinde ilk adresim Gnupg oldu.

Ve oyunlar başlasın:)

Kimseyi yormayalım, ben ararken bile yoruldum çünkü

ftp://ftp.gnupg.org/gcrypt/gnupg/ içerisinden son sürümü indirdim.

Dosyayı arşivden masaüstüne çıkardım.

Klasik dizilim

cd /home/irmak/Desktop/gnupg-2.0.9

./configure

Oldu mu?

Elbette hayır, eksik paketim var:)

sudo apt-get install libpth-dev

ve yine deneme.

Yok hala eksik. Sırasıyla Synaptic ile paketleri yüklemeye koyuldum.Bunu eskiden olsa akıl edemezdim, terminalden komut yazar dururdum.

1 parmak akıllandım gibi, neyse yüklemeler sonucu hatasız gerçekleşti konfigürasyon.

make

Açık konuşmak gerekirse ürktüm bu hamleden sonra. Terminal ekranı birbirine girdi.

make install

ile işlemi tamamladım.

Mükemmel, peki bunu nasıl?

İşte burada kullanım kılavuzlarının arasında kıvranışlarım devreye giriyor. Anladığım kadarıyla;

Terminalden

gpg –gen-key

şekilli bir komut girdim. Ve 2. yarı başladı.

Bazen cidden hislerimle gidiyorum:)

Bir yere kadar geldim ki oraya kadar gelmek iş değil zaten

Not enough random bytes available.  Please do some other work to give
the OS a chance to collect more entropy! (Need xx more bytes)

İle kilitlendim kaldım.

Şimdi tam olarak anlayamadığım için Windows mantığıyla diğer çalışan uygulamaları kapadım önce.

Tekrar denedim. Olmadı. Bir kaç Google araştırması sonucu tam tersini yapmam gerektiğini fark ettim. Ve neredeyse yüklü tüm uygulamaları açarak şifrenin oluşturulmasını sağladım.

gpg –send-keys –keyserver keyserver.ubuntu.com xxxxx

(Komutun sonundaki xxx  terminalde gpg: key xxxx marked as ultimately trusted kısmında görünen değer olacak.)

ile gönderdim.

Bunu aslında Launchpad ile nasıl kullanacağım da merak konusuydu, sonuçta adresimde OpenPGP keys: kısmı boştu.

Baktım istenen şey Fingerprint

Elim değmişken çıkarıp

gpg –fingerprint

Launchpad hesabıma da ekledim. Ve mail adresime geldi.

Terminalden

gpg

yazdım.

Gelen maildeki

—–BEGIN PGP MESSAGE—–
hedehödö
—–END PGP MESSAGE—–

şekilli anlaşılmaz kısım aynen bu şekilde terminale yapışsın.

Ve Ctrl+D ile çıkacak link tarayıcıya atılıp onaylanınca şifre kullanılabilir hale geliyor.

Sonuç?

2. yarıda Google büyük yardımcıydı.

Özellikle (Need xx more bytes) sonrası sahayı terk etmek üzereydim ki bir blogda rastladığım “panik yapmayın, daha çok uygulama çalıştırın” şekilli bir ibare sayesinde geri döndüm.

Launchpad kısmı en kolayı oldu çünkü sevgili EsatYuce forumda 4x4lük bir anlatım yapmış. İlk aramamda o karşıma çıktı.

Ben adını bildiğim, bilmediğim insanların yardımıyla öğreniyorum herşeyi.

Umarım benim de birilerine yararım olur.

Özgür Yazılım ve Linux Günleri

Uzun zaman önce haberdar olduğum halde son gün bile programı hakkında bilgim yoktu. Bir gün öncesinden görüşmeyi umduğum bir arkadaşıma haber verdim, gitme şansı olursa bana mutlaka söylemesini tembih ettim. Ve 2 Nisan sabahı Dolapdere’ye oldukça uzak olan evimde sakince otururken mesajı geldi. Meğer etkinlik sabahın köründe başlıyormuş, bundan saat 10 gibi tam olarak haberim oldu. Üstelik benim nasılsa ortalarda bir yerdedir  diye düşündüğüm Matt Zimmerman programda 10:30-12:00 saatleri arasında görünüyormuş. Evden nasıl çıktığımı zaten bilmiyorum. Üsküdar’da, iskeleden yaklaşık 1 metre uzaklaşmış Beşiktaş motoruna bir zıplayışım vardı ki görülmeye değerdi. İşin komik tarafı Dolapdere’yi daha önce görmüşlüğüm yok, netten bir kroki indirmişim saçma sapan. Nereye gideceğimi bilmeden gidiyorum. Beşiktaş-Taksim. Ve otobüs duraklarına varış, hareket amirine sordum. Taksi tut şurdan dedi, otobüs yok. Hoş tabi. Hiç duymamış gibi ilerledim. Bir simitçi, tarif müthiş. “Şu siyah camlı otelin yanından dümdüz aşağı in.” Otelin önüne geldim. İçimdeki ses oradan inersem Dolapdere’de çok şen dakikalar yaşayacağımdan emin:) Biraz daha ilerledim Tarlabaşı Caddesi’nden. Bir Büfe ve alacağım son tarif, “Dümdüz git karakolun sokağından in aşağı tam karşısına çıkarsın.” Arkamdan seslendi, “Aman kızım çantana falan dikkat et.” Gülümsüyorum. Taksi parası bile yok ki içinde. Bir kaç travesti, yaka paça girişmiş iki öfkeli adam, bağıran bir kadın sonrasında nihayet İstanbul Bilgi Üniversitesi.

11:45’de salondaydım. Son 15 dakika. Olsun, yetişebilmek güzel. Oldukça kalabalık bir salon. Hoşuma gitti, üstelik uzaktan selamlaştığım arkadaşım, günler önce forumda dillendirdiğim Mono Projesi ile ilgili soruyu sordu. Şöyle oldu, bunlar soruldu demeyeceğim. Zaten çok kısa süre sonra oturum bitti. Üstelik bir süre sonra tamamının internette yayınlanacağını sanıyorum.

Ardından Chris Stephenson ve Fatih Özavcı‘nın sunumlarına katıldım.

İlk sunum  “Bilgisayar Bilimleri ve Bilgisayar Programları- Teori ve Pratik Arasındaki Büyüyen Uçurum

Oldukça güzeldi, elbette bir bilgisayar programcısı ya da mühendisi olmadığım için kimi yerleri takip etmekte zorlandım. Neyse ki yanıma bir mühendis arkadaş düştü. Zaman zaman açıklamalarıyla beni aydınlattı. Java üzerinden örnekleyerek gerçek dünyadan ve matematikten gittikçe uzaklaşan yaklaşımlara yer verdi. Oldukça dolu ve nitelikli bir anlatımdı. Çok keyif aldım. Ama ne yazık ki anlatılan konuyla tam olarak paralellik göstermeyen ve çoğunlukla Stephenson‘ın örneklerine takılıp bütünü gözden kaçıran sorular geldi. Keşke daha hakim olup bir şeyler sorabilseydim. Bir dahakine diyelim:)

İkincisi benim çok anlamlı görmediğim bir konu üzerineydi. “Mahremiyet Ekseninde Özgür Yazılımlar”

Şahsen kritpolamanın bir mantığı olduğunu düşünmüyorum. Bundan daha önce de bahsetmiştim. Sizden bir bilgi alınmak isteniyorsa bunu almanın binlerce yolu vardır. Ve benim aklıma ilk etapta daha “zorlayıcı” yöntemler geliyor. Bu kapsamda bir veriyi şifrelemek ya da kriptolamak insanın kendi kendini kandırması gibi. Sunumda genel olarak her ortamda kolayca izlenebildiğimizi ve bunu kontrol altında tutmak için neler yapabileceğimizi anlattı Fatih Özavcı. Nete sunumun pdf’i düşünce tekrar bahsedeceğim. Özellikle disk kriptolama, e-posta şifreleme ve proxy üzerinde durdu. TOR‘dan bahsetti. Ve TOR‘u bir güvenlik kalkanı gibi lanse etti. Yani en azından ben öyle düşündüm anlatımından. Ama söylediklerinin tam olarak kafama yatmadığını itiraf etmeliyim. Forumda bununla ilgili bir tartışma olmuştu. Merakla izledim. Ve sonuçta %100 güvenli olmadığı sonucuna vardım. Kaldı ki %100 güvenli tarafta kalmaya hevesim olmadığını da belirtmeliyim. Çünkü bir zaman sonra bu takıntıya hatta paranoyaya dönüşüyor. 18 haneli şifresi olan insanlar tanıdım. 18 haneli bir şifre ezberlemektense her isteyenin şifrelerime kolayca ulaşabileceği gerçeğini kabul etmeyi tercih ederim.

Etkinlikte OpenSuSE, Pardus ve Linux Arch standlarıyla yer alıyordu. Her birinden kurulum cd’leri aldım. Üçünü de mutlaka deneyeceğim. Oldukça güzel ve profesyonel kurgulanmış bir etkinlikti. Benzer düşüncelere sahip bilgisayar kullanıcılarıyla aynı ortamda bulunabilmek benim için ayrıca keyifliydi. Bir dahakini sabırsızlıkla bekliyor olacağım.