We shall overcome

Ben alfa, beta, gama derken yorgun düştüğüm için resmi, stabil, final sürümü beklemedeyim. 26 Nisan’da güzel Ubuntu‘m Oneiric Ocelot yerini Precise Pangolin‘e bırakacak. Ve bu benim kullandığım 6. Ubuntu sürümü olacak. Bu 6 sürüm içerisinde nedense hep xx.10 sürümlerini sevdim ben.

Karmic Koala, Maverick Meerkat ve son olarak Oneiric Ocelot benim -her şeye rağmen- mutlulukla hatırladığım sürümler. Ama nedense xx.04 sürümlerinden hiç hoşlanmadım. Üstelik PP dizilimi için bence çok sevimsiz bir isim bulundu. Bir Penguin göreceğimizi ummuştuk, olmadı bi Panda. Daha da rahatsız edici olan ise benim kullandığım en berbat sürümün LTS olan Lucido olmasıydı sanırım. Tesadüf olmasını diliyorum çünkü Precise Pangolin hem bir xx.04 sürümü hem de LTS.

Wikipedia ‘da Ubuntu sürümleriyle ilgili güzel bir tablo bulunuyor. Özellikler ve Değişiklikler başlığı oldukça kısa bir özet kabul edilebilir ama yine de fikir vermesi açısından güzel düşünülmüş. Dikkati çeker mi bilemiyorum, bence ilk sürüm ile başlatılan ShipIt olayı gerçekten teşvik edici, güzel bir fikirdi. Şu an bu program tamamen kaldırıldı, artık sadece Download ve Buy olarak 2 seçenek sunuluyor. Bu hiç sevimli bir durum değil. Elbette Ubuntu şu haliyle GNU/Linux sistemler içinde kullanılabilirliği ve basitliği sebebiyle öne çıkmış durumda. Ama bu durum gittikçe nasılsa aldık yürüdük havalarına bürününce ben sinir oluyorum. Benim 2009’dan beri takip ettiğim halde çok ciddi şekilde evrimine şahit olduğum Ubuntu, günden güne bir yıldızlar karması tadı vermeye başladı. Evet seviyorum, kullanıyorum. Ama özgün kalmasını her zaman tercih ediyorum. Daha özgürlükçü ve bağımsız görünmesini isterken her sürümde birz daha uzaklaştığını görmek istemiyorum.

Neyse son olarak bir başka sevimsiz olay da pek çok dosya tipine bulaşık yaşayan Digital Rights Management (DRM) kavramından bahsedeceğim. DRM kullanıcıların film, müzik, edebiyat ürünleri ve dijital her hangi bir veri üzerindeki haklarını kısıtlayan bir fikrin ürünüdür. Play Station, Kindle, Apple ürünleri gibi çeşitli markalarca benimsenmiş bazı dosya formatları kullanıcının erişim, paylaşım ve değiştirme hakkını büyük ölçüde veya tamamen kısıtlamaktadır. Sonra gelsin JailBreak. Benim gerçekten kavrayamadığım şey ise neden insanların aslında bir “hapisane” olduğunu bile bile kendilerini buna mahkum ettikleri. DRM’e karşı çok ciddi ve düzenli kampanyalar yürüten http://www.defectivebydesign.org/ konuyla ilgili açıklayıcı pek çok bilgiyi sitesinde bulunduruyor. İsminden de anlaşıldığı gibi genelde görsel dökümanlar ile tepkilerini yansıtan grubun güncel çalışmalarından biri şu şekilde

Birilerinin <<hala>> umudu, karşı çıkacak yüreği ve doğruyu gören gözleri var.

Bir bilgenin dediği gibi

We’ll kick out those dirty licenses
Ever more, hackers, ever more.

Happy Hacking:)

You could be mine..

 

Daha önce de burada bahsettiğim gibi tarayıcı olarak Firefox‘ta karar kıldım. Sadece Firefox diyip geçemiyorum çünkü o Minefield. Görsel efektleri Maverick Meerkat ile birlikte hayata dönen kara şövalyemde tertemiz kurulum sonrası eksikliğini hissettirdi. Her ne kadar ön tanımlı tarayıcı Mozilla Firefox olsa da bir hayli fark atmış olacak ki mayın avcısı, buldum, indirdim ve test sürüşüne devam ediyorum hala. Ayarları önceki sürümden hemen aktarıyor,  Genellikle bir kaç önemsiz değişikliktir yapılan ama bu öyle değil. 4.0b3pre ile başlamıştım 4.0b8pre yeni durum. Güncellemelerle resmen boyut değiştiriyor bu program. O kadar akıllıca yenilikler eklendi ki. Tanımadığı eklentileri yavaş yavaş benimsemeye başladı önce. Sonra tab’lardaki değişiklikler, başta fonksiyonu olmayan ileri-geri sekmeleri cana geldi. Tabcandy zaten canavar.  Hızı Chrome ile rahatlıkla yarışır. Üstelik Chrome‘dan daha sempatik.

Bilmiyorum ben çok sevdim ve alıştım. Üzerinde çalışanların beyinlerine sağlık.

Ne şifresi??

 

Bu daha önce Lucido ile de başıma dert olmuştu. Nasılsa günleri sayılı diye üzerinde durmamıştım. Ama sevgili suricata suricata aynı şeyi yapınca çözmek zorunda kaldım. Kablosuz modem kullanıyorum. Nedense her bağlantıdan önce “enter password for keyring ‘default’ to unlock ubuntu” şeklinde bir uyarı peydah oluyor. Root şifremi beğenmiyor, boş geçsem ayarları değiştirmeme izin vermiyor. Her seferinde tekrar, tekrar.

Sinirlendim. Sinirlenince ya sistemi bozuyorum ya da sorunları çözüyorum. Ortası yok:)

Çok eski ve artık geçerliliğini kaybetmiş pek çok tavsiye okudum. Ama en pratik ve gerçekçi çözüm nerden çıktı hatırlamıyorum. Tüm kaynaklar birbirine karıştı uğraşırken o yüzden kaynak veremiyorum.

Sistem > Ayarlar > Parola vs.

default görünümlü seçenek silinir.

Ardından home altında gizli klasörlerden (ctrl+h) .gnome2 içerisinde ne var ne yok silinir.

ctrl+alt+backspace

Kımıltı olmazsa burada anlatmıştım daha önce. Çok yararlı bir kombinasyon. Özellikle masaüstü çakılınca kurtarıcımdır.

Ve artık o saçma pencere görünmez daha.

простоту, удобство и функциональность=Ubuntu

Ve Nihayet Maverick Meerkat!!

Ben bir türlü Lucido‘yu sevemedim. Olmadı, ısınamadım bir türlü. Üstüne bir de daha önce bir kaç kişiden toparlamak için yardım istediğim ama bir türlü çözemediğim “compiz (core) – Warn: Unable to parse XML metadata from file “core.xml” olayı eklenince iyice soğudum diyebilirim. Bu sürede zamanımın çoğunu gNewSense üzerinde geçirdim. Ve günleri saymaya başladım yeni sürüm için. 10.10.2010 tarihinde yayınlanan Maverick Meerkat <<sonundaaa!!<< neşesiyle karşılandı tarafımdan. Yaklaşık 10 aydır devam ettiğim GNU/Linux yolculuğunda 3. Ubuntu sürümümü de böylece görmüş oldum. Açıkçası gelişiminin ivmesi beni inanılmaz şaşırttı. Ve bilgisayar kullanımında bu kadar esnek bir sistemin varlığının öncelikle benim algıma büyük katkısı oldu. Ne yazık ki aradaki farkı her gün hissetmek zorundayım. Çünkü iş hayatım Windows‘a bağımlı. O pek beğenilen Windows 7 kurulu iş yerindeki bilgisayarımda. Bildiğin nefret ediyorum. Kavramakta güçlük çekiyorum. Bir işletim sistemi sadece makyajla nasıl beğeni kazanabilir. Değişen pencere kenarlıkları, ikonlar ya da gereksiz masaüstü temaları. Bu mudur? Limit bu mu? Herkese yettiğine göre bu demek ki.

İş arkadaşlarımdan biri bilgisayar hakkında bildiklerimi şaşırtıcı buluyormuş, dün söyledi. Bunları bilmem/ilgilenmem enteresanmış. Hem de bilişim sektörüyle alakası olmayan bir mesleğe sahipken. Meslektaş olduğumuzu ve onun da aynı şeylere ilgi duyduğunu hatırlattım. “Ama ben erkeğim” dedi. Bu kadar kesin ve net. Yani ilgisiz bir mesleğe sahip kadının, Türkiye’de böyle şeylerden bahsediyor olması öncelikle şaşırtıcı. Yadırganıyor demek ağır olur belki ama benim zaten bu konuda çok sınırlı bilgiye sahip olduğum düşünülürse bu şaşkınlığı anlamak kolay değil. Sonuçta ben zaten bir mühendisim. Ve çalışma alanım ne olursa olsun bir mühendisin bu alana ilgi gösteriyor olması her şekilde makul ve anlaşılabilir olmalı. Sonuçta mesai süresince yaptığım iş terminalden bir program derlemekten daha az karmaşık değil ki. Bunun cinsiyet boyutuna indirgenmesi ise aslına bakılırsa sürekli kendi sınırlarını daraltan ülkemiz kadınlarının suçu. Özellikle bilgisayar kullanımında hep geri planda olmayı tercih ediyorlar. Bir kadın da bilgisayar kasasını açabilir, format atabilir, programlama dillerinden birini öğrenip bir şeyler yazabilir. İnterneti şu ankinden çok daha verimli kullanabilir, güzergahını sadece Facebook, Twitter ve MSN‘den ibaret olmaktan kurtarabilir. Herhangi bir GNU/Linux dağıtımına geçmeye karar verebilir.

Zor olan çok şey var hayatta, bunlar o kadar basit ki bahsediyor olmak bile gülünç.

Neyse, bu da yeni evcil hayvanım

3. nesil Ubuntu🙂