Ne şifresi??

 

Bu daha önce Lucido ile de başıma dert olmuştu. Nasılsa günleri sayılı diye üzerinde durmamıştım. Ama sevgili suricata suricata aynı şeyi yapınca çözmek zorunda kaldım. Kablosuz modem kullanıyorum. Nedense her bağlantıdan önce “enter password for keyring ‘default’ to unlock ubuntu” şeklinde bir uyarı peydah oluyor. Root şifremi beğenmiyor, boş geçsem ayarları değiştirmeme izin vermiyor. Her seferinde tekrar, tekrar.

Sinirlendim. Sinirlenince ya sistemi bozuyorum ya da sorunları çözüyorum. Ortası yok:)

Çok eski ve artık geçerliliğini kaybetmiş pek çok tavsiye okudum. Ama en pratik ve gerçekçi çözüm nerden çıktı hatırlamıyorum. Tüm kaynaklar birbirine karıştı uğraşırken o yüzden kaynak veremiyorum.

Sistem > Ayarlar > Parola vs.

default görünümlü seçenek silinir.

Ardından home altında gizli klasörlerden (ctrl+h) .gnome2 içerisinde ne var ne yok silinir.

ctrl+alt+backspace

Kımıltı olmazsa burada anlatmıştım daha önce. Çok yararlı bir kombinasyon. Özellikle masaüstü çakılınca kurtarıcımdır.

Ve artık o saçma pencere görünmez daha.

простоту, удобство и функциональность=Ubuntu

Ve Nihayet Maverick Meerkat!!

Ben bir türlü Lucido‘yu sevemedim. Olmadı, ısınamadım bir türlü. Üstüne bir de daha önce bir kaç kişiden toparlamak için yardım istediğim ama bir türlü çözemediğim “compiz (core) – Warn: Unable to parse XML metadata from file “core.xml” olayı eklenince iyice soğudum diyebilirim. Bu sürede zamanımın çoğunu gNewSense üzerinde geçirdim. Ve günleri saymaya başladım yeni sürüm için. 10.10.2010 tarihinde yayınlanan Maverick Meerkat <<sonundaaa!!<< neşesiyle karşılandı tarafımdan. Yaklaşık 10 aydır devam ettiğim GNU/Linux yolculuğunda 3. Ubuntu sürümümü de böylece görmüş oldum. Açıkçası gelişiminin ivmesi beni inanılmaz şaşırttı. Ve bilgisayar kullanımında bu kadar esnek bir sistemin varlığının öncelikle benim algıma büyük katkısı oldu. Ne yazık ki aradaki farkı her gün hissetmek zorundayım. Çünkü iş hayatım Windows‘a bağımlı. O pek beğenilen Windows 7 kurulu iş yerindeki bilgisayarımda. Bildiğin nefret ediyorum. Kavramakta güçlük çekiyorum. Bir işletim sistemi sadece makyajla nasıl beğeni kazanabilir. Değişen pencere kenarlıkları, ikonlar ya da gereksiz masaüstü temaları. Bu mudur? Limit bu mu? Herkese yettiğine göre bu demek ki.

İş arkadaşlarımdan biri bilgisayar hakkında bildiklerimi şaşırtıcı buluyormuş, dün söyledi. Bunları bilmem/ilgilenmem enteresanmış. Hem de bilişim sektörüyle alakası olmayan bir mesleğe sahipken. Meslektaş olduğumuzu ve onun da aynı şeylere ilgi duyduğunu hatırlattım. “Ama ben erkeğim” dedi. Bu kadar kesin ve net. Yani ilgisiz bir mesleğe sahip kadının, Türkiye’de böyle şeylerden bahsediyor olması öncelikle şaşırtıcı. Yadırganıyor demek ağır olur belki ama benim zaten bu konuda çok sınırlı bilgiye sahip olduğum düşünülürse bu şaşkınlığı anlamak kolay değil. Sonuçta ben zaten bir mühendisim. Ve çalışma alanım ne olursa olsun bir mühendisin bu alana ilgi gösteriyor olması her şekilde makul ve anlaşılabilir olmalı. Sonuçta mesai süresince yaptığım iş terminalden bir program derlemekten daha az karmaşık değil ki. Bunun cinsiyet boyutuna indirgenmesi ise aslına bakılırsa sürekli kendi sınırlarını daraltan ülkemiz kadınlarının suçu. Özellikle bilgisayar kullanımında hep geri planda olmayı tercih ediyorlar. Bir kadın da bilgisayar kasasını açabilir, format atabilir, programlama dillerinden birini öğrenip bir şeyler yazabilir. İnterneti şu ankinden çok daha verimli kullanabilir, güzergahını sadece Facebook, Twitter ve MSN‘den ibaret olmaktan kurtarabilir. Herhangi bir GNU/Linux dağıtımına geçmeye karar verebilir.

Zor olan çok şey var hayatta, bunlar o kadar basit ki bahsediyor olmak bile gülünç.

Neyse, bu da yeni evcil hayvanım

3. nesil Ubuntu🙂

 

 

KDE

Bayram öncesine hiç yakışmayan bir mutsuzluk.. Oldukça zor ve uykusuz geçen bir gece sonrasında KDE sayfasını açtım. “Kendime doğum günü hediyesi” diyerek kurmuştum Ubuntu’yu bilgisayarıma, bundan 1 sene kadar önce. Hayatımdan bütün <insanlığı< çıkarıp tamamen yalnız kalmayı seçmiştim. Bu değişimin bir parçasıydı benim için Linux. Bir süre tamamen soyut ve mutlu yaşadım. Zaman geçti, korkularım biraz olsun dağıldı. Yaralarımı sardım ve insanlara kalbimde tekrar bir yer açtım. Şimdi o kalbi zamanında paramparça etmemiş olmanın acısını ve pişmanlığını yaşıyorum.

Her neyse..

sudo apt-get install kubuntu-kde4-desktop

Komutuyla KDE’ye adım attım. Çıldırtan Compiz sorununa da bir çözüm bulamadığım için bir süre bununla oyalanmak iyi olabilir düşüncesindeyim.

Şeffaflık Windows 7’yi anımsatıyor denilebilir ama geniş bir bakış açısıyla bunun MS tekelinde olmadığı da elbette savunulabilir.

Panelleri oldukça kullanışlı, nedense Amarok burada bile benden nefret etti. Rhythmbox  açtım şaka gibi.

Resim görüntüleyicisinin ismini bir kaç gün önce öğrenmiştim, Gwenview inanılmaz başarılı. Kopete bir Pidgin gibi olabilir mi? Zannetmiyorum ama yine de WLM aratmaz bana.

Uygulamaların çoğu zaten tanıdır, Ubuntu üzerinde kullandım çoğunu. Mesela bir Ktorrent vazgeçilmezdi.

Biraz daha zaman geçsin iyiden iyiye alışacağım.

İlk görünümüm

Who killed Mr. Moonlight?

Bir fikrin var mı Kubuntu…