Hue

Öncelikle bu yazı uzun zamandır taslaklarımda duruyordu, Linux ile çalıştırma kısmı için uğraşamadım. Bir kaç hata ve zamansızlık nedeniyle yarım bıraktım. Ama her şey gibi bunun da zamanı geldi, oyuna devam.

Smart. Şu aralar ilgimi çeken bir konu. Akıllı ev sistemleri, otomasyonlar ve bir takım küçük yeniliklerle ciddi anlamda değişen alışkanlıklar. Gereksiz mi? Olabilir, sonuçta sade bir yaklaşımla değerlendirirsek bu bir ihtiyaç değil. Ama ceplerimizdeki “akıllı” telefonlardan başlayarak genişletebileceğimiz konu bu. Biraz konfor biraz da teknolojinin büyüleyiciliği meselesi galiba. Bu sefer normalde yapacağım gibi aylarca üzerine düşünmedim. Ve bir süredir anlamaya çalıştığım ama gerçekte çok yabancısı olduğum akıllı teknolojilerden birini hayatıma dahil ettim. Öncelikle piyasanın hızla yükselen yıldız markası Xiaomi‘nin daha uygun fiyatlı alternatifini inceledim. Fakat videolar, inceleme yazıları aklımı çeldi. Philips Hue kullanıcısı oldum. Android için markanın kendi uygulaması oldukça yeterli ama olay zaten başlı başına bir eğlence olduğu için sisteminizdeki ışıkları dinlediğiniz müzikle ya da izlediğiniz filmle farklı renk kombinasyonları ve zamanlamalarla senkronize etmenizi sağlayan pek çok uygulama mevcut. Hatta Task sistemine aşina olanları sevindirecek, şu saatte ışıkları aç/bu saatte kapa/şu renk/bu şiddet vs. gibi pek çok özelleştirme mümkün. Sistemime henüz dahil etmediğim bazı farklı parçalar var. Sensörler ve ledler gibi, ilerleyen zamanlarda geliştirmeye devam edeceğim.

Android yanı sıra yine markanın Windows ortamında şahane çalışan bir uygulaması var. Onu da denedim. Sade ve anlaşılır. Fakat iş Linux‘a gelince biraz tadım kaçtı açıkçası. Evet var bi şeyler, yok diyemem. Ama tabi arkasında markanın desteği olmayınca sen, ben, bizim oğlan geliştirmiş ve tam benim istediğim şekle getirememiş. Denilebilir ki madem Linux desteği yok neden aldın. Buna karşı çıkamam açıkçası.

Ama oldukça kolay bir çözüme tarayıcı eklentisiyle ulaştım bugün. Chrome/Chromium üzerinde çalışan çiçek gibi bir eklenti varmış. Bu kadar basit olunca bir parmak sıkıntılı olan başka bir şeyle uğraşayım dedim. Daha önce bu yazımda bahsettiğim Snap. Kurulum anında fark ettik ki Chromium bile Snap ile yükleniyormuş artık. Rezalet.

Önce öğrendim, sonra kaldırdım. Şöyle bulunsun.

sudo snap remove chromium

Bu mutluluğa nadiren ulaştım ben geçen 10 senede, biri sormuş ve nokta atışı bir cevap verilmiş. Snap olmadan Chromium kurmak için eski ve daimi dost Debian depolarını kullanarak sorunu çözüme ulaştırmış bir güzel insan.

Ben bu sadeliğe bayılıyorum işte, her sorunu böyle kolayca aşabilsek keşke Ubuntu.

Pleasant Street

Yeni bilgisayar isteğimi ertelemek durumunda kaldım. Hard disklerimde de sorunlar çıktı. Biraz yenilenmeye ihtiyacı var teknolojik oyuncaklarımın. Şimdilik bekletiyorum. Ama az da olsa kalbimi kırıyor bu tekleme halleri. Yaşlanıyor muyuz acaba? Üstelik artık telefonum bile rootsuz. Benden geçiyor mu?

Ama güzel şeyler yine karşıma çıkıyor. Sürekli yeni şarkılar eklenip dev bir süper novaya dönüşen “Keşifler” ile ne zaman istesem katre üzerine serpilen boyalar gibi şekilden şekle girebiliyorum.

Üstelik tam oraya yakışan şeyin aslında bir çeşit uyarlama olduğunu ve özgün ismini öğrenince duyduğum şaşkınlık, tesadüf kavramını oyuna geri soktu.

“Mucizevi tesadüf” 1 kez yaşandığında bile üzerimizde bıraktığı izin derinliği..

Bir süre sonra her şeyin sınırsız  bir derinliğe dönüşmüş olması, bunu tarif edebilecek kelimelerin henüz keşfedilmemiş olması gibi karmaşık ama ilkel şeyler var içeride.

Neyse şöyle oldu, Cyanogenmode hallerinde gayet sorunsuz çalışan Viper4Android, Lineageos sonrası benzini bitmiş araba gibi yol ortasında kalıverdi. Sorun SELinux , permissive hale getiremeyiş. Çok defa uğraşıp terminallerde dolanmıştım.

Bilgisayarsızlıktan tabletime sarmış olabilirim bu ara, tack så mycket.

İsveççe gerçekten baya hoşuma gitti, Drops kurdum. Sonra Drops kırdım. Her gün yeni kelimeler öğrenerek neşeleniyorum.

Sıkıldıkça bir şeylere sarmak iyi gelir bana hep.

Ne diyorduk? Lineageos için de permissive olayını hallettim dün gece.

9 senedir buraya kafama göre bir şeyler yazıyorum, hayatım şekilden şekle girdi bu sürede.

Değiştim. Bir sürü yeni insan tanıdım.

Bir sürü pişmanlığım oldu, genellikle düşünmeden hareket etmem nedeniyle pişmanlıklarım memnuniyetlerimin 7-8 katı düzeye ulaşmıştır muhtemelen.

Oturup kimseye lanet ediyor değilim yaşadığım hiç bir saçma durum için.

Bana da geçerli bu söz, hiç atarlanacak durumum yok açıkçası.

Pişmanlık duyulsun diye değil zaten gayet bilerek ve isteyerek yaptık bunu biz.

Kesinlikle yıkıntılar arasında yalnızlıktan kıvranıyor falan değiliz zaten ama bir yıkıntı var ortada.

Söylenince kast edilen anlaşılıyor.

Her neyse.

Sadece sonucu böyle oldu.

 

One

Bundan çok değil bir hafta önce kapanıp kapanıp duran, şarjı artık altına kaçıran çocuk misali priz aratmalara doyurmayan telefonumu değiştirmeye karar verdim. Ve yine bu zamanda dedim ki “ben hevesimi aldım bu telefon işinden, basit ucuz bir şey alacağım. yeterli.” 4 sene geçti I9505 kodlu Samsung Galaxy S4′ü alalı. Açıkçası bir S2 değildi. Hatta galiba hiç bi telefon bi S2 değil, o nasıl bir efsaneymiş:) En son dün itibariyle telefonum kapandı ve bir daha açılmayı reddetti. Dedim αρκετά! Sonuçta kendimi yeni telefon ararken buldum ve sanki bir kaç gün önce atıp tutan ben değilmişim gibi heyecana kapıldım. Yine hep dediğim gibi teknoloji benim zayıf karnım. Baktım, araştırdım, seçtim, beğendim, vazgeçtim, arkadaşların o mu bu mu diye diye beyinlerini yedim. Sonuçta şöyle bir kıvama geliyorum bu gibi durumlarda, telefonun her şeyini öğrenmiş cevaplayamayacağı soru kalmamış biriyim artık. İşte o noktada karşıma çıkacak satıcının işi var:) Neyse, neyse.

Artık dash charge özelliğiyle beni hayran bırakan bir OnePlus 3T kullanıcısıyım. Benimki çok üzücü aslında başka bir noktadan baksak, ben bu telefonu beğeneli aylar aylar geçti. Ama telefonum kesin şekilde bozulana kadar bekledim. Sim kart temassızlığı yüzünden yine aylardır arka kapağın arkasında kağıtlar tıkışmış durumdaydı. Hatta arka kapağın kamera kısmı bu yüzden çatlayıp kırıldı. Bahaneler mi bunlar? Aslında kızıyor muyum kendime? Hayır bunun için kendime kızgın değilim. Tüketim bu, gereksiz de biliyorum. Ama beni neşeliyor. Ve zaman zaman böyle bir neşeye gerçekten ihtiyaç duyuyorum.

Bu lafımı da yer miyim emin değilim ama bu sefer stock ile devam etmek, root hikayesine bulaşmamak istiyorum. Bakalım, zamanla nerden nereye yol alacağım.