Boat On The River

On sene sonra kürkçü dükkanına tekrar merhaba diyorum. Maalesef canım bilgisayarım, kara şövalyem ana kartı yanarak emekliye ayrılmak durumunda kaldı. Samsung gitti, yerine bir HP ile devam ediyorum. Ve yine bu aralar çevirilerine yardım ettiğim ilk göz ağrım Ubuntu yüklü içerisinde. Hatta Lubuntu ama ben çok hafif sistem sevmediğim için Gnome ile biraz şekilledim arayüzünü. Asla Arch‘a yüz çevirmiş değilim, sadece bir sürelik dinlenme gibi düşünelim bunu. Bir de bu ara çevirilerden de, yaptığımız denemelerden de fikir sahibi olduğumuz bazı yeniliklerden bahsetmek istiyorum. Aslında fikir şahane. Bir dağıtımda hızlıca kurulan süper bir paketin diğer dağıtıma uyumsuzluğunu ortadan kaldıran bir güç birliği gibi. Birinin adı Snap diğeri ise Flatpak. Şahsen ikisine de bulaşmayı düşünmüyorum çünkü anormal depolama alanına ihtiyaç duyduklarını bizzat gördüm. Çok şatafatlı tanıtımlarına, abartılı övgü yazılarına denk geldim. Tavsiyem denemesini yapıp öyle karar verilmesi. Diskte saçma sapan boyutlara ulaşan uygulamalar gördüm. Şişen bir balon gibi, dikkatle izlenmeli.

Bugün artık konu her ne kadar aynı noktaya geri dönmüş olsam da Ubuntu ve ben.. değil. Geçen 10 senede denediğim çeşitli dağıtımlar, yaşadığım iyi-kötü pek çok deneyim beni şekillendirdi, bana güç verdi. GNU/Linux bana bir öğretmen oldu, sayesinde pek çok eşsiz şey öğrendim.

35 senedir her sene tekrarlıyorum. Bugün de o gün, iyi ki doğdum. Gülerek, eğlenerek, öğrenerek nice senelerimiz olsun birlikte Linux.

One of My Turns

Uzun zaman oldu baktım geçmişe 2009 dedi.

Bir Ubuntu One vardı, zamanında müjde gibi sevindirerek gelmişti bilgisayarlarımıza.

Burada anlatmışım o zamanlar.

Ubuntu kullanmıyorum artık, ama takibe devam ediyorum.

Geçen gün bir mail düştü, kapatıyoruz şekilli.

Yıllardır Dropbox kullanıyorum, arada şifreleri bir kaç kez hacklendi.

Özellikle iş için hep yedekte.

Kapasite doldu mu keşfettim, Box kullanıyorum, senkronizasyon sistemi iğrenç.

Ubuntu One daha sempatik bir şeydi, Ubuntu‘ya özel, Linux tadında.

Hem paylaşılmış arşivler var içinde ordan çıkarıp alıyoruz, ikon setleri var, fotoğraflar var, oyunlar var.

Sadece Linux kullanan arkadaşlarımın bildiği bir iletişim şekli, yani şu hep eleştirilen, güvensiz ve tehlikeli bulunan cloud sistemine bi bu programda güvendim sanki.

Sonra ne oldu?

Kapatıyoruz.

Denilmiş ki alın dosyalarınızı kapatmadan.

Kapanınca silinsin o halde..

Böyleyken böyle

 

 

 

 

Çift Jandarma!!

Tatili avantaja çevirme çabasıyla günü Ubuntu‘yla devam ettirdim. Önceki yazıda bahsettiğim gibi Unity pek civcivli olmuş. Ama hala beni yakalayıp duvara çarpmayı başaramadı. Ben masaüstü küpünü bir görsel heyecandan çok ekranlara sığdıramadığım uygulamaları düzenlemek için kullanıyordum. Bu çıktı belki GNOME 3 ile alışkanlıklarımdan. Ama ekranın sol üst köşesine uçuşum geldi, uygulamalara pıtır pıtır ulaşmalarım geldi ki sırf bu nedenden GNOMEDo bana evrenin yarısını vermiş gibiydi bi ara. Sonra MONO dediler, hem üzüldüm, hem sildim.. Yerine beni yavaşlatmayan güzellikler geldi ama. Çok aktif bi kullanıcı olduğumdan falan değil elbette ama nasılsa tüm uygulamaları enteresan bir hızda hata raporlarıyla donatmayı başarıyorum.

Her neyse, eve döndüm ve ufak tefek süsledim evimi bayram öncesi:)

Simgeler çok hoşuma gitti öncelikle

gksu nautilus

ile root değişikliklerine izin var tabi..

usr/share/themes

usr/share/icons

Hem bi shell teması buldum, hem simgeleri değiştirdim. Hem pencere kenarlıklarını yonttum.

Tam istediğim şekle girdi.

Sonra?

İşte bu hafta okuduğum bir kitap beni müzikleriyle de mutlu etti.

Umarım 1 kişiyi daha mutlu edebilir. Buradan buyrun..

 

Quantal Quetzal!!

Reklamlara devam!:)

Evet dünyalar güzeli Ubuntu‘m yeni sürümüyle bilgisayarımdaki yerini aldı. Bu sefer bi değişiklik yapmaya karar verdim. Bi süre Unity ile devam edeceğim. Elbette uzun zamandır Gnome harici bir ortamda dolanmadığım için bir miktar yabancılık çekiyorum.

O yüzden hem araştırıp, hem uygulamaya çalışıp hem de anlatacağım:)

Şu klasik ilk adım yazılarından birini yabancı bir blogda gördüm. Ben bunu hep unutuyorum aslında, kurulum sonrası yazılım kaynakları listesini güncelliyorum sadece. Bir de ekran kartı sürücülerini. Gerisini gerektikçe sıralıyorum. Aslında doğrusu bu değil.

Mesela kalıp bir komut olarak

sudo apt-get install ubuntu-restricted-extras

var ortamda.

DVD zımbırtıları için

sudo apt-get install libdvdread4
sudo /usr/share/doc/libdvdread4/install-css.sh

var.

Sonra güzel bi hatırlatma gelmiş, Amazon gibi ortalıkta hiç görmek istemediğim bir uygulamanın hınzırlığını yok etmek için

sudo apt-get remove unity-lens-shopping

patlatıyorum. Ben biraz daha kurcaladım. dconf Editor içerisinden com-unity-webapps yolunda preauthorized-domains içerisinde de adı geçiyordu. Yuhaladım kaçtı:)

Ardından asıl merak ettiğim program geliyor, Unsettings.

Adını anmaktan <imtina< ettiğim bi platformdan döküman buldum Unity ile ilgili, bu naneden orada da bahsedilmişti.

Biraz daha araştırdım, yararlıymış:)

sudo apt-add-repository ppa:diesch/testing
sudo apt-get update
sudo apt-get install unsettings

komutlarıyla akışıyor.

O ara kaldırılacak paketler vardı, aklıma geldi. Şu Dash zımbrtısına syn yazdım. Syna? Evet aklıma geldi, o kadar zırva program içerisinden Synaptic seçilip kaldırılmıştı. Neyse.

Unsettings kuruldu.

Ve?

Sevgilim olsaydın seni binlerce kez terk etmiştim, neyse ki sadece işletim sistemimsin Ubuntu🙂

Denedim, denedim, denedim. Yok olmuyor bu Unsettings çalışmıyor, Bi MyUnity gördüm koştum, ppa patlak Quantal desteği yokmuş. Efendim biri gambas2 kullanırmış biri gambas3. Onlar kim tanımıyorum elbette, tek anladığım bir önceki sürümde çalışan Unity tweak uygulaması 12.10 ile tarih olmuş. Eee CCSM var, yok mu? Var tabi, biraz kurcalarsam neye benzer?

Simgeleri hoşuma giden uygulamaları attım yana.

Arada bi de paneli saydamlaştırdım işte, bi de şu Dash simgesini mıncıkladım.

Yazıya başlarken ne demiştim, yalan oldu. Baktım daha yolu var bu Unity olayının, geriden Gnome indiriverdim sinsice.

 Noktayı koyduğum an kaçıcam yine tanıdık sulara.

Biterken, Cem Karaca denizleri köpürtüyordu hemen arkada..

Köprü Ortasında

Artık bilgisayarım her sürüm sonu olduğu gibi tükenme ve tıkanma aşamasına girdi. Yakın sürüm Quantal Quetzal bana kurtuluş olacak çünkü genellikle hard diskte çöplüğe dönüşme sürecinden bu şekilde kurtulabiliyorum. İnternet bağlantımın korkunç kötü olması beni çıldırtmasa betalardan tırmanmaya çoktan başlamıştım. Şimdilik beklemedeyim. Peki nedir ne olacaktır 12.10?

Gnome 3 yeni sürümle gerçekten gözümü kamaştırdı, takip ettiğim kadarıyla akıllı çevreler bu değişimden hoşlanmadı bildiğin cephe almalar, ben Fedora‘ya geçtim, yok ergen işi, aptallara göre söylemleri türedi.

Zaten yeterince antipatik görünen ukalalar, sağda solda destekçileri..

Açıkçası ben soldan beliren menüye o kadar alıştım ki iş bilgisayarımda bile oraya hareketleniyorum ara ara.

Menüleri bana gayet civcivli geldi, üstelik extensions.gnome.org  olayı bence gerçekten çok başarılı. Hiç mi sıkıntı çıkarmadı?

Kaç kere, kaç ayrı şekilde hatta. Ama fikir güzel ve her zaman gelişim zaman alır.

Peki benim uzak kalmayı tercih ettiğim Unity cephesi ne durumda?

Bana hitap etmiyor, bu kesin. Ara ara yokluyorum çünkü, acaba alışır mıyım, acaba sevilesi mi diye.

Yok olmadı, zorlamanın gereği yok.

Gerçi yeni sürümlerle Unity iyiden iyiye gelişiyor gibi gibi.

—————————————-

Sonrası?

Bir aya yakındır taslakta bekliyormuş.

Hatta bu taslaklarda bekleyen onlarca yazıdan sadece biri.

Neden böyle olduğu çok belli gerçi benim açımdan ama yine de tekrarlamaktan sakınca duymayacağım.

Bi türlü duraklama dönemine giremedik.

Haliyle huysuzum, yorgunum.

Ve bitmeyen yoğunluk nedeniyle keyifsizim.

Ara ara telefonu kurcalıyorum ama bilgisayarımla ilgilenemiyorum açıkçası.

En son Windows‘ta kullandığım bi programı Wine ile yüklemeye çalıştım.

Her şey tamam oldu. Patch kısmı olayı batırdı. Ve aylar öncesinin hikayesi bu ama nasılsa geçen gün otobüste aptal aptal şerit çizgisine bakarken birden bire anladım hata mesajının sebebini.

Çok saçmaymış.

Daha da saçma olan çözümü kesin olarak bildiğim halde uygulamadım henüz.

Bekletiyorum.

Muhtemelen yeni sürüm sonrası patlatacağım kafamda şekillenen tüm çözüm önerilerini.

Şimdilik susuz bir ırmak gibi bekliyorum yağmuru.

Sen beni o zaman gör, Ubuntu🙂

We shall overcome

Ben alfa, beta, gama derken yorgun düştüğüm için resmi, stabil, final sürümü beklemedeyim. 26 Nisan’da güzel Ubuntu‘m Oneiric Ocelot yerini Precise Pangolin‘e bırakacak. Ve bu benim kullandığım 6. Ubuntu sürümü olacak. Bu 6 sürüm içerisinde nedense hep xx.10 sürümlerini sevdim ben.

Karmic Koala, Maverick Meerkat ve son olarak Oneiric Ocelot benim -her şeye rağmen- mutlulukla hatırladığım sürümler. Ama nedense xx.04 sürümlerinden hiç hoşlanmadım. Üstelik PP dizilimi için bence çok sevimsiz bir isim bulundu. Bir Penguin göreceğimizi ummuştuk, olmadı bi Panda. Daha da rahatsız edici olan ise benim kullandığım en berbat sürümün LTS olan Lucido olmasıydı sanırım. Tesadüf olmasını diliyorum çünkü Precise Pangolin hem bir xx.04 sürümü hem de LTS.

Wikipedia ‘da Ubuntu sürümleriyle ilgili güzel bir tablo bulunuyor. Özellikler ve Değişiklikler başlığı oldukça kısa bir özet kabul edilebilir ama yine de fikir vermesi açısından güzel düşünülmüş. Dikkati çeker mi bilemiyorum, bence ilk sürüm ile başlatılan ShipIt olayı gerçekten teşvik edici, güzel bir fikirdi. Şu an bu program tamamen kaldırıldı, artık sadece Download ve Buy olarak 2 seçenek sunuluyor. Bu hiç sevimli bir durum değil. Elbette Ubuntu şu haliyle GNU/Linux sistemler içinde kullanılabilirliği ve basitliği sebebiyle öne çıkmış durumda. Ama bu durum gittikçe nasılsa aldık yürüdük havalarına bürününce ben sinir oluyorum. Benim 2009’dan beri takip ettiğim halde çok ciddi şekilde evrimine şahit olduğum Ubuntu, günden güne bir yıldızlar karması tadı vermeye başladı. Evet seviyorum, kullanıyorum. Ama özgün kalmasını her zaman tercih ediyorum. Daha özgürlükçü ve bağımsız görünmesini isterken her sürümde birz daha uzaklaştığını görmek istemiyorum.

Neyse son olarak bir başka sevimsiz olay da pek çok dosya tipine bulaşık yaşayan Digital Rights Management (DRM) kavramından bahsedeceğim. DRM kullanıcıların film, müzik, edebiyat ürünleri ve dijital her hangi bir veri üzerindeki haklarını kısıtlayan bir fikrin ürünüdür. Play Station, Kindle, Apple ürünleri gibi çeşitli markalarca benimsenmiş bazı dosya formatları kullanıcının erişim, paylaşım ve değiştirme hakkını büyük ölçüde veya tamamen kısıtlamaktadır. Sonra gelsin JailBreak. Benim gerçekten kavrayamadığım şey ise neden insanların aslında bir “hapisane” olduğunu bile bile kendilerini buna mahkum ettikleri. DRM’e karşı çok ciddi ve düzenli kampanyalar yürüten http://www.defectivebydesign.org/ konuyla ilgili açıklayıcı pek çok bilgiyi sitesinde bulunduruyor. İsminden de anlaşıldığı gibi genelde görsel dökümanlar ile tepkilerini yansıtan grubun güncel çalışmalarından biri şu şekilde

Birilerinin <<hala>> umudu, karşı çıkacak yüreği ve doğruyu gören gözleri var.

Bir bilgenin dediği gibi

We’ll kick out those dirty licenses
Ever more, hackers, ever more.

Happy Hacking:)

The Final Truth

Geçenlerle Gnome 3- ATI iş birliği dünyamı karartırken fark etmiştim. Gün itibariyle bilgisayarı açınca hatırladım. Şu benim sevimli kısayolum Alt+F2 kaybolmuş nedense. Bir yerlerden okudum. Aktarayım.

Keyboard>System>Show the run command prompt

yoluna kısayolu Alt+F2 olarak belirlemek yeterli.

Türkçeleştirirsek

Klavye>Sistem>Komut istemi satırını göster 

gibi bir şeyler olmalı:)

Sonra?

Gnome 3 paneli biraz daha değişik ve tabi her zaman özelleştirmelerden yana olan topluluk hemen ona da temalar uydurmaya başlamış.

Pek çok anlatım yakaladım.

Gimp yüklü bir bilgisayarla terminalden bir

sudo gimp /usr/share/gnome-shell/theme/panel-border.svg

patlatılırsa panelde istenilen düzenleme yapılabilir.

Yok ben fontudur, yazı boyutudur kurcalamak istiyorum denilirse

/usr/share/gnome-shell/theme/gnome-shell.css

bu da .css dosyası.

Söylememe gerek yoktur ama yine de belirteyim, yedek almadan değişiklik yapmak risklidir. Sonra panel bozulur, düzelmez, kaybolur.

Yedeği yoksa üzülürsünüz:)

Son olarak enteresan bir konu dikkatimi çekti, widget kullanımı için Gnome 3 üzerinde KDE plasma çalıştırmaktan bahsedilmiş.

Denemedim, sorun çıkarır mı emin değilim ama

sudo apt-get install plasma-desktop plasma-scriptengine-python

Alt+F2

plasma-desktop

şekilli yol gösterilmiş.

Şöyle ki her kernel güncellemesinde Gnome 3 uçuyor bende. Aynı kahrolası driver ile defalarca kurulum yaptım. Artık ezberden giriyorum terminale.

Durum böyle olunca hadi bi de üstüne KDE çakayım diyemiyorum. Ama yeni sürüm öncesi deneyeceğim.

Şimdilik uslu kal Ubuntu