On holiday

 

ck

Yıllanmış iznimin ortasındayım. Gaziantep gezisini tamamladım. Zeugma’nın ne kadar muhteşem olduğunu, her günü katmer, fıstık ve kebapla geçirdiğimi, İstanbul’a dönmemi istemeyen sevimli ufaklığı ve arkadaşımın benzersiz misafirperverliğini anlatmayacağım. Sırada ufak bir Avrupa turu var, fonda Green Day.

Çok çalıştım, çok yoruldum.

Şimdi tadını çıkaralım;)

 

Reklamlar

KwaZulu-Natal

Çok güzel bir gün daha. Bugün fark ettim ki kalabalıklardan resmen nefret ettiğim ve kalabalık ortamlara girmekten hep huzursuz olduğum halde asıl sıkıntı daha derinlerdeymiş. Çünkü Slavoj Žižek üniversitemin Latincede kalmış ismi, kimseyi sığdıramamış cismiyle tıklım tıkış bi Oditoryum performansı sergilerken bir basamağı 3 kişiyle paylaşıyordum. Sıcak bastı ara ara bunaldım ama her zamanki tedirgin hal değildi bu. Sonuçta kafamız %100 uyuşmuyor olsa da kendime daha yakın hissettiğim bir güruhun parçası olmak beni huzursuz etmiyor. Güruh derken tam olarak anlamına vurgu yapıyorum aslında. Tam karşılığımız bu olmalıdır.

Neler söylendi uzun uzun anlatmayacağım, her zamanki gibi. Ben bir haber kaynağı gibi yazmayı sevmiyorum. Bunu yapan binlerce site var, meraklısı açar öğrenir. Benim için yazmaya değer olan tek şey bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri. Benzersiz olan sadece bu çünkü. Kafalar aynı değil %100 burası çok açık ama sanki benzer ruhlar çeşitleniyor karşımda. En belirgin örnek sanırım Richard Stallman oldu. Zekaları kıyaslamıyorum elbette, sadece şunu söyleyebilirim, benzer hislerle kuşatıldığımız kesin. Stallman çok kararlı ve pek çok konuda planlı bir adam. Doğrularını belirlemiş ve kendi savaş taktiklerini hazırlamış. Çelişkisiz. Yolum budur demiş, yürüyor. Žižek ise karışık. O yanlışları belirlemiş, çıkış yazan her kapıya koşmuş ve umduğu ışığa hiç ulaşamamış gibi. Filozofların nihai sonu bu mu acaba? Kocaman bir şaşkınlık ve belirsizlik silsilesi.

Ben çok uzun zamandır aynı şeyi düşünüyorum. Dünya tanrılar, dinler ve ideolojiler ekseninde yalpalarken bir şeylere bağlanma iç güdüsü günden güne yok oldu içimde. Şu mail zincirlerinden ulaşan “biz neredeyiz” temalı slaytlar kadar sade bana kalırsa tam da söylediği gibi fazla yakından baktığımız için göremediğimiz bütünün keşfi. Tam da bu yüzden değişim nutuklarını bir kenara bırakıp işe kendinden başlamaya çalışanlara saygı duyuyorum. Çünkü teoride dünyayı değiştirmek yerine pratikte adım atanlar sayesinde olacak..

Ne olacak?

Bir gün.

Tatmin duygumuzun bir sınırı olsa, artık daha fazla tüketmek istemeyecek hale gelsek, bizi sıkı sıkıya kavrayan pençelerin arasından sıyrılacağız. Hep aynı kıyafetlerle dolaşan, mesleki bilgisini ve tecrübesini kullanarak savaşacak yeni silahlar icat etmeyi beceren Stallman gibi, hepimiz kendi çapımızı ortaya koysak Pi sayısının bile sonunu yakalarız.

Bir gün!

diyorum çünkü kalplerinden tanrılar, dinler ve ideolojiler büyütenlerden çok daha fazla inanıyorum.

Başka bir dünya mümkün.

Race With Devil

 

Bu aralar ülkemizdeki sorunların yanı sıra takip ettiğim bir olay da pek çok internet sitesinin ekran karartmasına kadar varan SOPA-PIPA mevzusu. Oldukça sıkıntılı yaptırımlara neden olabilecek bu yeni nesil sansür kafasını da her türlü bilginin ve verinin özgürce erişime açık olmasını şiddetle savunan pek çok insan karşı çıkıyor. İnternette yeterince açıklayıcı bilgiler var, ben yarım yamalak aktarmak istemiyorum. Özetle yine teliftir, haktır, emektir konularını ısıtıp ısıtıp yedirmeye çalışacaklar. Hatta işi vicdani boyuttan artık hukuki boyuta taşıyıp hepimizi üzmek isteyecekler. Çok sevimsiz diyeceğim ama yasakların sonunu-sınırını tahmin edemiyorum artık.

Aslında ben bunu aylar önce öğrenmiştim ilk, ya http://www.fsf.org ya da http://www.gnu.org/ senatöre sesinizi duyurum, imza atın şekilli bi pop-up açmıştı. Nedir ne değildir okumuştum o zaman. Keyifsiz, kahrolsun demekten vazgeçmeyen ama yine, yeniden ve daima sadece kendi kahrolan bir neslin çocuklarıyız. Hoş değil tabi..

Neyse, Xubuntu’ma dönelim. Bi kaç denedim, olmadı pes edecek gibiydim ki bugün halllettim. Aslında “burada terminal aç” şekilli sağ tuş olayı canavar. Ama ben her ne kadar 10 parmak bilmese de klavyede uçuşmayı seven bir insanım. Terminale kendi uydurduğum <Shift>+<Up> kombinasyonuyla ulaşmak istiyorum.

Her makul insan gibi Settings>Settings Manager>Keyboard yolunu izliyorum önce. Hemen bi Aplication Shortcuts çekiyorum yan sekmeden.

Ee yavrum buraya bi şey eklenmiyor? Sağlık olsun diyip bu sefer Settings>Settings Editor yoluna sapıyorum.

Adamlar açık açık yazmış arkadaş xfce4-keyboard-shortcuts

Elbette hayat benim için kolay değil, hiç olmayacak:)

2 soru var, ilki daha zor benim için. Komut ne olmalı? Nasılsa bu zor sorunun cevabını bulmak kolay oldu benim için. Alttaki dünyalar güzeli panelde terminal simgesi bana bakıyordu çünkü. Bi sağ tık bi Properties, bi çift tık Terminal Emulator simgesine..

Ve komut benimdir exo-open –launch TerminalEmulator

Nasılsa kolay kısmı bana kabus olmayı başardı. Elbette bunu yoğun bi gün sonu yorgun kafayla kurcalamış olmamın etkisi büyük. Diğer kısayollardan birini kendime referans alıp benzer bi dizilimi name satırına ekledim. Ama dikkat eksikliği fena tabi, referans aldığım komut 3 tuş kombinasyonundan oluşuyormuş, dikkat ettemişim ve name satırına, ona benzetip /commands/custom/<Shift><Up> şeklinde eklemişim. Tabi sonrasında pek çok küfürlü cümle:) Onu ekle, bunu çıkar. Yok arkadaş bi kısayol bile ekleyemiyorum bu nasıl dünya!! Bıraktım bunu böylece..

Taa ki biraz önce yine terminale işim düşene kadar daha uğraşmadım. Ya bu niye olmadı ki üzüntüsü, baksam mı bi daha düşüncesi. Ve yarım saniyede aydınlanış:)

Toparlarsak Xfce‘de terminale kısayol eklemek için

Settings>Settings Editor

xfce4-keyboard-shortcuts

custom içerisine New Property şekilli eklenecek kısayol

name satırı: /commands/custom/<Shift>Up

value satırı: exo-open –launch TerminalEmulator

Hafifledik mi?

Ama bir şey daha var, elbette ustalar için komiktir anlattıklarım ama ben acemiyim o yüzden sıkıntı yok.

Xfce-Compiz Fusion iş birliğini çözmüştüm burada. Çözülmeyen tek sorun pencerelerin ekranın en üst kenarına yapışmasıydı açıldığında. Üstte panel var, haliyle altta kalıyor pencere. Bi kaç kere ne olacak dedim move komutuyla taşıdım, sonra bi sinirlendim xfwm4 –replace ile geçmişe geri döndüm. Hiç uğraşmamıştım. Bugün onu da hallettim.

Her makul insan gibi v2 ccsm açıldı, Windows Management başlığı bulundu. Herhalde Grid olmalı dedim. Etkinleştirdim, beceremedim.

Place Windows?

Placement Mode için Smart seçtim, gerçekten zekiymiş anında düzene girdi pencerelerim.

Daha da hafifledik mi?

Öyleyse özgürlüğümüzü kısıtlamaya çalışan her baskıcı beyine, sahip oldukları gücü onlara kazandıran çarpık sistemlere cevabımızı dileyen

Nihat Behram dörtlüklerinden öğrenir, dileyen hep kuzeyi gösteren bir yıldızın sesinden dinler..

Nosferatu

Gün itibariyle tavsiye üzerine eski/yeni bir tarayıcı kurdum. Tertemiz 64 bit deb paketinden saniyelik kurulumla sorunsuz çalışıyor Iron..

Ama hep böyle olmadı elbette. Yine bugün depoda denk geldiğim GnuPG aylar önce nasıl gülünç işlerle uğraştığımı fark ettirdi.

Pişman mıyım? Asla:)

Hayır yani bunun bi arayüzle yapılabileceğini bilseydim uğraşmazdım. Mesele bu. Zamanında söylediğim gibi neyin ne kadarı eksik hiç fark edemediğim için sıfırdan girişiyorum.

Peki başka?

Dooble beni sinir stres sahibi yaptı ve uzun zaman önce denemeye çalıştığım ama defalarca üst üste çakılan sevgili x yüzünden çekilmez bulduğum bir başka tarayıcı kullanmaya başladım.

Depodaki tanıtımıyla

Luakit is a small web browser created by binding Lua to WebKitGTK.

Aman ne güzel.

Bi yükleyen bi de yüklemeyen pişman.

Tatlım bunun adres çubuğunu unutmuşsunuz..

Gerçekten hızlı mı?

Evet.

Kullanışlı mı?

Benim için oldukça mantıklı bir seçim.

Peki nerde konfigürasyonları? Hani GNU/Linux kullanıyoruz da her şey elimizdeydi, sınırsız özgürlük ve şu muhteşem istediğin gibi değiştirebilme ihtimalleri?

Yüklendi mi?

Beginner Guide yapılmış ki kurtarıcıdır benim gibi acemilere böyle açıklamalar..

cd /home/kullanıcıadi/.config/luakit

sudo gedit rc.lua

Buradan başlanabilir.

Konfigürasyonları anlatıldığı başlıklardan yakalanıp

sudo gedit /etc/xdg/luakit/binds.lua

gibi bir komutla düzenlenebilir.

Zaten o dosyayı açıp okumadan kısayolları tahmini bulabilirsiniz sadece.

Ama benim hoşuma gitmedi bu denilen her tuşa yeni bi alternatif seçme şansı veriyor.

Ben de buna bayılıyorum..

Meraklısına Gentoo, Archlinux, Ubuntu/Debian, Fedora gibi çoktan seçmeli bir download listesi sunuyor.

Bir süre de bununla gezinelim, yol bitince dururuz belki Ubuntu..

Fosforu gümüşü ve bakırı, dile getirebilmek, güzeldir.

People are strange.

Kendimi bir yere kapatmak istiyorum çoğunlukla.

Ya da boş sokaklarda akşam serinliğinde yürümek, tamamen insansız.

Kulaklarımda adımlarımla aynı hızda olan şarkılar.

Bi şekilde uyuşuyoruz ama ben mi müziğe uyuyorum, müzik mi benim adım seslerimden ilham almış çözemiyorum.

Don’t talk to strangers.

Sessiz kalmam gerekiyor, beceremiyorum.

Konuştukça bir şeyler düğümleniyor ya da düğümler çözülüyor.

Ortası yok.

Afraid to shoot strangers.

Önce ağlatmam gerekiyor ağlamamakta direnenleri.

Sonra gözyaşlarını silebilmek için.

Orada olacağım kesin.

Anı.

Kopup kaybolamıyorsam tek nedeni var.

Sevdiğim çiçek adları gibi.

Sevdiğim sokak adları gibi.

Bütün sevdiklerimin adları gibi.

Adınız geliyor aklıma.

Varsınız biliyorum.

İnsansız dünyamın zarif insanları.

Sayenizde yaşıyorum.

Ne mutlu size.

Hak?

 

Başkalarını bilemem. Ama lisedeyken bir arkadaşım bana “Tutunamayanlar” kitabını okumamı söylemişti. O da birilerinden almış okumuş, getiremedi. Sonra ben kitapçıları dolaştım, alamadım. Kütüphaneleri dolaştım, bulamadım. Üniversite bitti. Aylar sonra bir iş buldum. Sanırım ilk maaşımdı, sanırım artık çok geç kalınmıştı. Ve ben herşeyden habersiz gitmiş İnşaat Mühendisi olmuştum. Ayraç duruyor hala, 554’üncü sayfayı 555’e bağlayan aralıkta. Bir gün kitabı duvara vurdum ve devamını hiç okumadım.

Yani başkalarını bilmem, ben pek çok şeyi kaçırdım..

Dinlemek istediğim müziklere yıllar sonra ulaşabildim. Pek çok konser geçti dinleyemediğim. Ve artık konsere gitmek isteyen ırmak kalmadı.

Telafisi yok.

Gün itibariyle yaptığım bir aramada listelenen sonuçlar alttaki gibi..

Yok bana kimse emeğe saygı nutukları çekmesin. Ben neyi+kime şikayet edebildim bu zamana kadar. Her şeyi patent altına alıp elimi kolumu daha sıkı bağlayan, telif hakkı denen bir zırvalık icad edip, geriye kalan tek gerçeği yani “bilgiye ulaşma hakkı”nı hiçe sayan insanların arasında..

Demem o ki, başkalarını bilmem.

Ama ben kendimi bildim bileli..

Emeğin gerçek değerine ulaşacağı bir dünya düşledim. Köşeleri kapmaktan bahsetmiyorum, çünkü sahiplenilecek tek şey insanlığın kendisi olmalı. Ortaya çıkardıkları değil..

İnsan yarattıklarıyla ama en çok paylaştıklarıyla güzeldir.

Ve bir şeyin değerini parayla ölçecek kadar alçaklaşmak sadece koltuk sahiplerinin hevesidir.

Unutulmasın olur mu Ubuntu..