Hair Of The Dog

 

Teknolojiyi seviyorum, teknoloji için harcadığım para umrumda bile olmuyor. Yeniliklere bayılıyorum. Linux ve peşinden Android heyecanımı hep sürekli tuttu. Birilerinin beni şaşırtmasından hoşlanıyorum Ama Ubuntu tadımı son sürümüyle fena halde kaçırdı.

Uzun zamandır Natty Narwhal efektsiz açılıyordu başlangıçta. Dedim bir Compiz vardı. Demez olaydım. Her sürümde yapmam gereken zorunlu güncelleştirmeler. Canım ekran kartım ATI‘nin bitmek bilmez kaprisleri. Ve yok mümkün değil çalışmıyor Compiz. Daha önce 3 sürümde çalıştırmamış olsam kendimden şüphe edeceğim.

Dedim bakalım Unity cephesinde neymiş durum. Normal Ubuntu açılışını seçtim. Ne ara?

Hatırlamıyorum ama bi ara Unity diye bi şey kalmasın istemişim, komple kaldırmışım:)

Sağlık olsun, neyse ki konsol var.

sudo synaptic 

var..

Yükle ve patlat bi ctrl+alt+backspace

Açıldı. Peki Compiz?

Yarısı çalışıyor işte ablası. Yani bi yamuldu ekran, tamam pencereler sallandı, küp de bir kaç kişi daha el atsa dönecek gibi.

Ama kenarlıklar içler acısı. Grafikler kaydı. Olacak gibi değil.

Bir sonraki sürüm çevirisinde Unity paketine bakmadım bile.

Mümkün olsa onu da komple kaldırırdım.

Hiç iyi görmüyorum bu tavırlarını, sabrımın sınırına çok yaklaştık.

Yakında kanatlanacaksın, üç vakte kadar diyelim.

Hazırlıklı ol Ubuntu..

Twist in my sobriety

 

Bu ara enerjimi iyi kullanmaya uğraşıyorum. Ve çevirilerde denk gelince aklıma takıldı. Bir email uyarısı gösterse sevgilim Ubuntu ekranın sol üst köşesinde fena olmazdı.

Depodan yakaladım.

Hem pop-up ile mail içeriğine kadar gösteren, hem de sayı ile okunmayan postalara işaret eden, üstelik yeni maillerde viyaklayan bir şirin penguen gnubiff.

Karmaşık konfigürasyonlar yok, mail yoksa uykuya geçiyor.

Basit, sade, kullanılabilir.

Yeni logo için teşekkürlerimle

<GNU’s Not Unix!>

Aklından çıkarma Ubuntu

Hak?

 

Başkalarını bilemem. Ama lisedeyken bir arkadaşım bana “Tutunamayanlar” kitabını okumamı söylemişti. O da birilerinden almış okumuş, getiremedi. Sonra ben kitapçıları dolaştım, alamadım. Kütüphaneleri dolaştım, bulamadım. Üniversite bitti. Aylar sonra bir iş buldum. Sanırım ilk maaşımdı, sanırım artık çok geç kalınmıştı. Ve ben herşeyden habersiz gitmiş İnşaat Mühendisi olmuştum. Ayraç duruyor hala, 554’üncü sayfayı 555’e bağlayan aralıkta. Bir gün kitabı duvara vurdum ve devamını hiç okumadım.

Yani başkalarını bilmem, ben pek çok şeyi kaçırdım..

Dinlemek istediğim müziklere yıllar sonra ulaşabildim. Pek çok konser geçti dinleyemediğim. Ve artık konsere gitmek isteyen ırmak kalmadı.

Telafisi yok.

Gün itibariyle yaptığım bir aramada listelenen sonuçlar alttaki gibi..

Yok bana kimse emeğe saygı nutukları çekmesin. Ben neyi+kime şikayet edebildim bu zamana kadar. Her şeyi patent altına alıp elimi kolumu daha sıkı bağlayan, telif hakkı denen bir zırvalık icad edip, geriye kalan tek gerçeği yani “bilgiye ulaşma hakkı”nı hiçe sayan insanların arasında..

Demem o ki, başkalarını bilmem.

Ama ben kendimi bildim bileli..

Emeğin gerçek değerine ulaşacağı bir dünya düşledim. Köşeleri kapmaktan bahsetmiyorum, çünkü sahiplenilecek tek şey insanlığın kendisi olmalı. Ortaya çıkardıkları değil..

İnsan yarattıklarıyla ama en çok paylaştıklarıyla güzeldir.

Ve bir şeyin değerini parayla ölçecek kadar alçaklaşmak sadece koltuk sahiplerinin hevesidir.

Unutulmasın olur mu Ubuntu..

Viva la Musica!

Kimi insan yıldızların adını sayarmış ya ezbere, benim de müzik konusunda benzer bi hevesim var. Şöyle söyleyebilirim yeri gelmiş, çalıp söyleyenlerin dışında kimsenin bilmediği şarkılar biriktirmişim. O derece:)

Ve artık kapasitesinin sınırına ulaştı, ortadan 2’ye ayrılmak üzere zavallı talihsiz red klasörü. Benden beklenmeyecek bir titizlikle tüm arşivi yabancı/yerli yani red ve nihi olarak 2 parçaya ayırdığımdan beri evren genişlemeye devam ediyor.

Oysa ben sesini asla unutamayacağım 56k modem ile bilgisayarı downloada bıraktığım, dehşetli telefon faturalarıyla bir aileyi yıkıma götürmenin eşiğinde dolandığım günlerden beri hep aynı şeyi istedim.

Kısmen gerçekleşti belki ama yeterli mi? Yetmeli mi?

Dedim ki bir online depolama alanı bulsam, Dropbox, Wuala, Ubuntu One gibi, bana 100 Gb senindir dese.

Yollasam karşılığında 100 Gb müzik. Herkes dinleyebilse, benim zorla toparladığım her şarkıyı.

Olmuyor elbette. En iyi ihtimal beni tanıyanların hard diski istemesi şimdilik. Sonrası daha da komik.

– ee hangilerini kopyaladın?

– kızım ben bunları hiç tanımıyorum ki!! einstürzende neubauten ne be!!

İşte tam bu yüzden tanıyanlarla ve hard disk nakliyesiyle olacak iş değil.

Last Fm‘in bana bu kadar cazip gelmesinin nedeni de bu.

Elbette ben paylaşmanın yolunu bulamadıysam bulanları öne çıkarmam işe yarayabilir.

Benim daha çok Rhythmbox üzerinde kullandığım Magnatune ve Jamendo mevzularından haberdarsanız bir alternatif de gün itibariyle elime düştü.

Bu ara yakın durmaya çalıştığım Launchpad üzerinde henüz tek satırı çevirilmemiş bir müzik programına denk geldim.

Foobnix.

Oldukça sade ve işlevsel.

Tuhaf olan Vkontakte şekilli girişim. Rusça bir login sayfasına yönlendiriyor.

Default seçeneği bir enteresan üyelikle giriş yaptırıyor sisteme.

Neye göre ve nerede aradığını anlamadığım bir arşivden direkt dinliyoruz.

Tuhaf ama güzel.

2 teması var, uzak durulası iğrençlikte:)

Arşivi çok seri halde yüklüyor, başarılı.

Şarkı sözü ve EQ desteği var.

Ama çok daha çılgını bir Download Manager barındırması.

Yani dinledim, beğendim, insin demek mümkün.

Ama daha daha en uuuuww güzeli?

Android üzerinde çalışması!!

Şekli şemali;

İndirmek için bir tık

Ivan Ivanenko kişisine teşekkürlerimle..