Možná?

Efendim bu ara blogdan çok uzakta iş-güç telaşındayım. Sevgili Ubuntu‘m yüzümü unuttu. Güncellemeler birikti. Bilgisayarım aramıza giren soğukluk yüzünden şaşkın. Ama fakat..

Boş durdum denilemez. Her ne kadar çoğunlukla bilgisayarla alakalı bir şeylerle uğraşıyor olsam da aslında heyecanla Simmo‘dan gelecek haberi bekliyoruz. Ben ve güzel telefonum Monte. İçimdeki sinir bozucu ses yine kafa karıştırsa ve beni vazgeçirmeye çalışsa da..

Bekliyorum..

We-travel mevzusunu çalıştırdım. Nedense TKfe beni çileden çıkaracak gibi bu ara. Gish‘e sardım. Yollar boyu düşmüyor telefon elimden. Ve radyo tiyatrosu.. Adını bilmediğim birinin yaklaşık 1451 km uzaktan yolladığı cd ile sabahlarıma eşlik ediyor.

Evet artık qwerty ile şenlenen telefonumu biraz daha az daha zorlamak istiyorum. Bilmem ne mod değil hevesim. O iş neşeli bitmez genelde. Vista görünümlü Xp‘den iyi hatırlıyorum bu tip modifikasyonları. Genelde bug doludur. Ben nedense o buglardan sadece 1’ini bile fark etsem takıntı olur, dünyam kararır.  Eskilerde SE vardı bende çok enteresan bi özelliğini keşfetmiştim. Arayan telefonu açmadığımı sanıyordu yani ona hala bekleme tonu gelirken ben onun sesini alabiliyordum. Telekulak diye ben buna derim:)

Dahası var ama dahasından kime ne. Ben eğlendim. Hep eğlenmek oldu zaten niyetim. Şimdi de öyle.

Eğlenirken öğreniyorum tabi, TIR kelimesini açabiliyor olmak bile mutluluk verici.

Bir de sansürden nefret ediyorum. Dileyen biplesin ben küfrederim Ubuntu.