Türkiye saatiyle Stallman!!

Saat tam 12:52’de bir türlü düzeltmeyi beceremediğim proje tam karşımda yarım saniye kadar düşündüm. Bitiremezsem 13:00’de çıkamayacaktım iş yerinden. Zaten konuşmanın başına yetişmem imkansızdı. Ve Topkapı’dan Kayışdağı’na beni ışık hızıyla götürebilecek taşıt henüz icat edilmediğine göre en iyi ihtimal için mutlaka saatinde çıkmak zorundaydım.Yarım saniye sonrasında kafamda şimşekler çaktı, sorunun çözümünü buldum. Düzelttim ve tam 13:00’te şirketin arka kapısındaki cihaza parmağımı uzattım, karşılık olarak teşekkürlerini sundu. Uçmakla koşmak arası bir tempoyla beni anadolu yakasına bırakacak toplu taşımalara ulaştım. Sağolası bir otobüs Yeditepe Üniversitesi‘nin yakınından geçtiği iddiasıyla beni kandırdı. İndiğim yerden hayli uzun ve dik bir rampadan yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası üniversitenin bayrakları karşımdaydı. Derecesiz soğuk ve ara ara serpiştiren kar altında, buraya üniversite kampusü kuran zihniyete saygı+sevgi sunarak konferans salonuna ulaştım.

GNU/Linux sularına kendimi atalı çok uzun zaman olmadı. Bu süreçle eş zamanlıdır Richard Stallman ismini  duyuşum. Sonrası Özgür Yazılım, Özgür Toplum, Revolution Os ve nette yayınlanmış onlarca röportaj, yazı ve video görüntüsü. Artık ezbere bildiğim bir ses tonu yani, artık çok net anladığım bir tavır, söylenen her sözün ve her tepkinin arkasında bulunan yenilikçi felsefe..

Çok büyük bir onur ve mutluluktu sevgili Stallman‘ı dünya gözüyle görebilmek. Şöyle dedi, böyle konuştu demeyeceğim yine, yakında buradan ulaşabilir dileyen.

Erkek arkadaşımın muhteşem mantarlı tavuk sotesine  yetişebilmek için soruların bir kısmını dinleyemedim, oturum bitmeden ayrıldım kampüsten. Ama değerdi elbette. Sonuçta her açıdan inanılmaz keyifli bir gün oldu.

Mor penguen bulutlara ulaştı bu gün, gördün değil mi Ubuntu?

Imageshack ve zırvalıkları..

Geçen gün senelerdir kullandığım resim depolama sitesi Imageshack resmin adresini yani direct link mevzusunu kopyalamaya çalıştığımda artistlik yaptı bana. Artık üye olmadan kopyalanamayacakmış linkler. Paşa paşa üye oldum, linki alıp yeni uygulamaya sövdüm efendice:)

Ama meğer Imageshack artistlikte sınır tanımıyormuş artık. Blogda eklediğim bir resmin uçtuğunu gördüm. Ben yaptım bunu evet, bir kaç görüntüyü direct link olayından çektim. WordPress arkamda durdu bu konuda hep. Şimdi ise üyelik olmadan bu linkteki dosyalar görüntülenemediği için resimler kayıp. Güzel mu oldu yani?

Ben bu siteye dosya yüklemişim, o şimdi bana üye değildin ama artık ne sen görürsün ne başkalarına gösterebilirsin diyor.

Sonuç?

Ben bu linkleri toplar bilgisayar üzerinden tekrar yüklerim. Ama uygulama inanılmaz sinir bozucu. Nette direkt adres üzerinden paylaşılmış milyonlarca görsel var. Hepsine tek tek bu ayar mı çekilecek.

Baştan beri uygulanan bir şey olsaydı kabul edilebilirdi belki. Ama bu hali gerçekten çok sinir bozucu.

Kara listeye aldım Imageshack sitesini. Daha kullanmayacağım.

Buraya yazıyorum bunu Ubuntu..

Window gadget = Widget

Geçen gün buradan güzel telefonum Monte için bir Widget indirdim. Mantıken kullanışlı bir şey.  Ana ekrandan 3 adımda ulaştığım yeni mesaj gönderme kısmına bir ikon üzerine tıklayarak tek hamlede ulaştıracak. Monte diğer modeller gibi değil. Widget dosyalarını yüklemek için bir install.html dosyası bir de .wgt bulunması gerekiyor. İndi mi? İndi. Attım telefona, yükledim. Bir hevesle tıkladım. Çalıştı mı peki? Hayır..

Bir forumda Widget tasarımı ile ilgili

“Özellikle java bilgisine sahip olan web tasarımcılar için çok kolay olacağını belirteyim. Web kodlama bilgisi olmayan arkadaşlar malesef bu işi yapamazlar. Tabi öğrenmedikçe..”

denilmiş.

İçimdeki o neye dayanarak konuştuğunu bir türlü kestiremediğim ses 1

1: install dosyası yanlış yere mount ediyor. Bunu editlerim ben düzelir.

dedi. Gerçekçi ve kendini bilen 2. ses

2: Mount? install?? html biliyorsun da benim mi haberim yok? Hem neyi neyle editliyorsun java ile yazılıyor Widget dediklerin. Java’dan ne anlarsın sen.

diye cevap verdi.

Soytarı ses araştırmaya başlamıştı bile. Forumlardan Samsung sitelerine döndü bir kaç tur. Sonunda Eclipse programına ulaştı. Öncesinde .wgt dosyasını notepad’le açmaya çalıştığından, uzantısını değiştirip js yaparsa editleyebileceğini sandığından bahsetmiyorum bile.

İlk kez denediğim bir işin başında inanılmaz zorlanırım ben. Ama yapılabilecek her hatayı yapıyorum, inanılır gibi değil. Saatlerce uğraşıp koca sıfırlarla kaldığım oluyor. Ve yine böyle oldu. Saatlerce uğraşıp Eclipse içine SDK mevzusunu entegre etmeyi başaramadım.

Çünkü?

Anlatımlarda bir adım atlanmış. Ve ben bilmiyorum işte, hiç bilmiyorum. Orada bir adım olması gerektiğini bile bilmiyorum. Aldığım hataları Google‘da aratıyorum. Benim gibi başkaları da var üstelik olayı çözememiş. Sonunda ev ortamında sakin kafayla bir yükleme kılavuzu buluyorum Samsung sitesinde. Yaklaşık 10dk’da halloluyor sorun. SDK sadece bir yükleme linki değilmiş ki. Nerden bilebilirim. Samsung Development Kit olayının kısaltmasıymış. Önce onu bilgisayara kurmak gerekiyormuş.

Ve nihayet projeyi açıyorum. Açınca anlıyorum tabi, o zamana kadar kavrayamamışım. .wgt bir paketleme formatıymış. Zaten düşününce böyle olması gerekiyor. Ama her zamanki gibi sonradan dank ediyor benim kafama. Neyse.  Editlenecek satır karşımda. Düzeltiyorum. Elim değmişken ikona da bir değişiklik yapıyorum. Mükemmel. Atıyorum telefona. Çalışmıyor elbette. Yanlış yeri editlemişim. Bir kaç deneme daha. Ve sonunda.. Hemen mesaj attım sevgilime, büyük sevinç. 3 satırlık bir kod, üstelik benim marifetim bile değil. Ama çalışmıyordu işte, düzelttim, çalıştı. Yetmez mi sevinmeye:)

Tamam sıfırdan bir şey yazamam ama var olanları biraz kurcalasam..

Mesela şu Yahoo finans sayfasına yönlendiren Stock‘dan bir Tuxweet Widget‘ı yaratılamaz mı?

Yaratıldı bile:)

Çoğunluk telefonunu ön tanımlı ayarlarıyla kullanırken, hem de bu beceriksizliğim ve bilgisizliğimle böyle aksiyonlara kalkışmak benim neyime gerçekten bilemiyorum. Web kodlama ya da Java bilgisi olmadan nasıl bir inançtır ben bunu yaparım demek? Onlar yapmışsa ben yaparım mı? Sanırım doğrusu bu. Çok nadiren bana uğrayan bir duygu hırs. Ama uğradığında başaramamak gibi bir seçenek sunmuyorum kendime.

Belki de bu duygu olmasa hala Windows‘un emniyetli görünen sahte sularında yüzüyor olacaktım. Bilene çok uyduruk ve komik geliyor olabilir çabam. Zerre kompleks yapmıyorum, o günler çoktan geçti. Ben böyle mutlu oluyormuşum, bunu anladığımdan beri hiç vazgeçmedim.

İyi ki cesaret etmişim değil mi Ubuntu?

Özgürlük?



Bir kaç senedir her sabah düzenli olarak takip ettiğim bir radyo programı var. Önceleri işsizdim ve sabahın “köründe” ilk duyduğum sesin Murat Taylan‘ın sesi olmasından nefret ediyordum. Nefret çok ağır ve güçlü bir kelime elbette. Ama o an hissettiğim duygu buydu ve tanımını yumuşatma fikri bana sahtekarlık gibi geliyor. Sadece uyanış anından bahsediyorum, yoksa programını her zaman çok sevdim. İşe başlayıp genellikle emekçiler için iş başı saati olan o sabahın kör saatinde yaklaşık yarım saatlik bir fırsatım oluyor programı dinlemek için.

Bu sabah da yağışın etkisiyle çamurlanmış güzargahımdan yürürken düşünüyordum. Ara ara programdan kopuyorum, genellikle bu zamanlarda “ne yazık ki” yıllardır her sabahıma ses katan sevgili Murat Taylan ile çakışıyor düşüncelerimiz. Televizyon programlarında zırvalayan o yavşak tipleri gördükçe delirişim ve “ekrana kafa atmak” isteyişim. Benzer duyguları yakın cümlelerle ifade ediyor. Artık o ergenlik dönemlerinin yalnızlık kıvranışları kalmadı tabi. Yalnız değilim evet, Murat Taylan ‘da aynı benim gibi düşünüyor, öfkeleniyor, üzülüyor.

Sonuç?

Yeditepe Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi’ne Richard Stallman‘ı davet etmiş konuşmacı olarak. Elbette mantığına uygun olarak Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin katılımına izin verilmiş. Ama Stallman geliyor,  dünya gözüyle bu özgün ve yenilikçi adamı görmeliyim dedim. Katılmak istediğimi bildiren bir mail attım. Olumlu yanıt gelmiş. Çok sevindim, çok mu sevindim, çok mu sevinmeliyim?

Daha önce ülkemizdeki sansürler ve kısıtlamalar hakkında ufak tefek karalamıştım. Sadece GNU/Linux üzerine bir blog oluşturmak istediğim için güncel olaylarla ilgili fikirlerimi burası yerine başka platformlarda dile getirmeyi tercih ettim. Ama düşünüyorum da hangi özgürlükten bahsedilebilir ki. Bir zaman cezaevindeki mahkumlara mizah dergileri gönderirdim. Çünkü adreslerini verip isterlerdi, hatırlıyorum. Bir insan cezaevinde ne kadar gülebilir? O zaman orijinal adıyla bir çeşit Pollyanna tadındaydım demek ki. Olayın bu boyutunu hiç düşünmemiştim. Uzun zamandır düşünüyorum. Aylardır dijital ortamda elde etmek için tırmaladığım özgürlüğün özellikle bu ülkede ne sefil bir çırpınış olduğunu düşünüyorum. Evler basılıp ağızlar kapatılmadan bas bas bağırmıyoruz. Bağırsak sesimizi duyuramıyoruz.

Bütün bunlar kafamın içinde dönüp dururken, yarım saatte bir açılıyor mu artık diye Oda Tv linkine tıklarken, daha kaç kişi cezaevinde ölecek, ailesinden, dostlarından kaç yıl daha uzak kalacak, sözlerimden kaçı kayıtlara geçecek, kaç cümlem boşlukta asılı kalacak, ne zaman özlemini duyduğum, emeğin ve insanın yüceldiği bir sabaha uyanacağım?

Özgür yazılım.

Hımmm..

Şu an en çok ihtiyaç duyduğumuz temel özgürlüklerimiz tehlike ve tehdit altındayken, yazılımlar özgürmüş, kodları açıkmış, lisansları sempatikmiş. Bir şeye yarar mı?

Yaramıyor, yaramayacak.

Bu yüzden Richard Stallman sadece bir deha olmanın ötesine geçmiştir benim gözümde. Çok bilgili ve becerili olmak yetmeyecek çünkü. Okulları dereceyle bitirmek, burslar kazanmak, sınavları geçmek, iyi bir evlat, parlak bir kariyer sahibi olmak, lüks eşyalar taşımak/kullanmak, güzel kadınlarla, mükemmel erkeklerle birlikte olmak, örnek, özel, romantik ilişkiler kurmak yet-me-ye-cek.

Uzayda kapladığımız yer tanımından öte bir hacme ulaşmayı hedefliyorsak yetmemeli.

Otto René Castillo‘nun yıllar önce aklımda yer eden ve hiç unutmayacağım  şiirindeki gibi

Tüm yaşamını
İnandığı uğraşa veren için,
En mutlu sondur bir gün ölmek…
Biz insana inandık,
İnsanla yaşam,
Terk etmedi bizi demek…
Hele kazanan halk ise,
Ölümsüz örnekler verildiyse…
Yaşamın bir bölümünü değil,
Tümünü vermişlerse…
İnsan ancak, böyle insan olur.
Sabah akşam, kavgasını vererek,
İnsan olmanın

Not: Biterken fonda Herbie Hancock-People Music çalıyordu.

Cad Cad AduCad

Yüksek Lisans tezim için yenilikçi bir şeyler yapmak istiyorum. En azından kendimi bir parmak aşabilirsem ne mutlu. Bunun için hep korkup geri durduğum programlama olayına artık bulaşmamın zamanı geldiği ortaya çıktı. Biraz Python kurcalamışlığım var. Bu kadar..

En çok kullandığım programlardan biri Autocad. O nedenle at koşturması kolay bir platform benim için. Bilmediğimi bilene danıştım. Kafamdaki tasarıyı anlattım  ve bunu tamamen yolun başından başlayarak kuracağımı göz önünde bulundurarak AutoLISP olayını dile getirdi. Açıkçası ben pek LISP kullanmam Autocad üzerinde. Çok ciddi virüs problemleri yaşadım çünkü bir kaç defa. Sizin hiç Autocad‘inize virüs bulaştı mı? Pirden.fas nedir, onu yazan insana tarafımdan kaç kere tarafımdan dua edilmiştir biliyor musunuz? Bilmeyin gereği yok zaten..

Ama şu bilinebilir, attığım adımların Linux‘ta da izdüşümü olsun istiyorum. Piyasadaki her cins ‘çakma’ çizim programını deneyip çıldırmış biri olarak, her ne kadar kendisinden bir miktar daha tiksiniyor olsam da, AutoLISP çalıştırmama imkan veren ve  Linux sürümü bulunan Bricscad bu yolda mecburi durağım oldu.

Peki bu programın en önemli güzelliği nedir?

Elbette 30 günlük deneme süresi ile çalışması.

İşe yarar bir Linux versiyonu ne kadara satın alınabilir?

425 Euro

Ya Linux için classic harici bir alternatifi olmayan bu programın VB desteği var mı?

Tabi ki hayır. Yani LISP‘leri burada yazmak mümkün değil.

Yani en makul alternatif beni çoktan yolun başında bıraktı. Ve Windows‘a kaydı mecburen çözümlerim.

Ama burada da çalışacak, zahmet olmazsa o kadarına yarasın program..

İnsanlar kadar sinir bozucu olabiliyor zaman zaman Linux ama şu güzelliğin yeter yine de senden vazgeçemem Ubuntu‘m..

Adem ve Mor Penguen

Neden Mor Çatı denildiğini sormuştum ilk işittiğimde.  Çok şey öğrendim ve iyi anladım nedenini, meraklısı arar bulur..

Kadına pembeyi dayatan keyifsiz yaklaşımlardan mıdır bilmem bir ara mor renkten hoşlanacak şekilde evrildim ben. Her ne kadar kırmızıyla başkaldırsa da tüm yol göstericilerim, bir kadın olarak moru daha yakın buldum hep kendime.

1 seneyi geçti ufak tefek karalıyorum burada. Takip ettiğim bir çok blog var, özellikle bu ara tuxweet çok bilgilendirici. Ama zaman zaman değişik platformlarda dile getirilen, benim de kendi çapımda dokundurduğum bir sıkıntı var Linux camiasında.

Kadının eksikliği..

Daha önce bir şeyler yapmaya uğraşan arkadaşlarla tanıştım ama faydam dokunmadı ne yazık ki.

O yüzden bu projeye biraz da elinden geleni yapmamış olmanın getirdiği suçluluk duygusuyla dahil oldum.

Biz kadınlar..

Her birimiz tek tek..

Hepimiz bir arada..

Bu ülkede bazı şeylere hep uzak kalıyoruz. Üretime dahil olmuyoruz mesela. Evlere kapatıyoruz kendimizi. Zekamızı yeterince kullanamıyoruz. Becerilerimizi köreltiyoruz. Fırsat verilmiyor kimi zaman. Kimi zaman da biz pasif kalıyoruz.

Aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum ama daha önce söylediğim gibi Linux konusunda da durum ne yazık ki keyifsiz. Teknoloji cahili ve beceriksizlik korkusuyla dolu bir çok kadın tanıdım.  Bilgisayarlarda bir sorun oldu mu erkek kardeşlere  yaptırılıyor ya da bir program kurulacaksa kahraman erkek arkadaş yardıma koşuyor.

Açıkçası ben kimseye anlatmak gereği hissetmiyorum. Çünkü yıllarca karşılaştığım bilgisiz onlarca insan, hakkında fikir sahibi olmadıkları şeyleri kötüleme, mizah konusu yapma eğiliminde oldular hep. Bu kapalı ve niteliksiz tavrı değiştirmenin mümkün olduğuna inanmıyorum. O yüzden önermiyorum çoğu zaman, orada bir Linux var. Ve çok isteyen kurar öğrenir.

Kullanıcıların ve istatistikçilerin ortak ve yanlış sorusu şuydu:

Çevrenizde kaç kişi sizin sayenizde bir GNU/Linux dağıtımı kurdu?

Ya da bir gömlek özelleştirilmiş haliyle;

Çevrenizde  GNU/Linux dağıtımı kullanan bir kadın var mı?

Burada cevap olarak söylenecek sayıların aslında içerisinde bir kara mizah barındırdığı gerçeği gözden kaçırılıyor.

Yaklaşık bir rakam olacak ama denk geldiğim ilk kaynağa göre

74.815.703 kişi var bu ülkede.

Ve ülkemizdeki tüm Linux kullanıcıları bu 2 soruya cevap verse konumumuz tam olarak ortaya çıkacak.

Kendimizi soyutladığımız anlarda bile ister istemez bir istatiksel veri olarak her sonuçta etkimiz olduğumuzu unutmamak gerekiyor.

Bu ülkenin sürekli pompalanan ataerkil düzenine, söylemlerine ve küçük düşürme çabalarına inat, Linux kullanıcısı bir kadın,

yani Mor Penguen 74.815.703‘de 1 bile olsa başka bir renkle onurlandırılmayı hak ediyor.

 

Öyle değil mi Ubuntu?