Xcast

Gün itibariyle “sadece” Windows üzerinde çalışan dangalak program Kies ile fark ettiğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Güzel telefonum Samsung Monte podcast hizmetlerinden faydalanmama olanak sağlıyormuş. Evet yeni fark ettim.. Ve ardından telefona podcast akıtacağım siteleri araştırmaya başladım.

Saçma ve gereksiz bir kaç Türkçe siteden sonra PodOmatic isimli bir adrese denk geldim.

Kategorilerden damak tadıma uygun pek çok kayıt buldum. Ardından da Ubuntu‘da ‘yalnız’ podcast için hangi programı kullanabileceğime baktım. Doğrudur standart müzik çalarlarımız zaten bu hizmeti sağlıyor. Rhythmbox, Banshee ve diğerleri.. 6-7 tane müzik çalar programım var. Ama yüklemeye doyamıyorum, benden müziği çıkarsalar sadece iskelet sistemim kalacak gibi geriye.

1 numara Yamipod

Bildiğin sevimsiz bu ama..

Terminalden çalışsa grafik arayüzü bile olmasa olurmuş. O kadar saçma.

KDE tercih etmesem de programlarını hep sevmişimdir.

BPConf ‘da KDE için bir alternatif.

Kurulumu standart derleme adımlarıyla

cd kpodder-version

./configure

make

make install

Linux Powered yazısıyla gönlümü fetheden program ise elbette MythStream ve minik kardeşi StreamTuned.

Depo

Ve ille de GNOME, yine de GNOME denilirse

gPodder sahnedeki yerini alır.

Her zamanki gibi sempatik, alıştığımız arayüz. Depoda da bulunuyor üstelik.

Her ne kadar Ipod katkısı diye görmek mümkünse de podcast kaçırılmaması gereken bir eğlencedir.

Funkhouse Europa! Ben çalıyorum sen söyle Ubuntu

First and last and always

 

Blog’a Last Fm‘den pek çok ziyaretçi geldi bu zamana kadar. Windows kullanıcıları için yapılacak bir şey yok. Belki dns hileleri hariç. Bir zaman takla attırıp becermiştim radyoyu engellere rağmen Windows üzerinde çalıştırmayı. Ama ülkemizde uzun zamandır radyosu ücretli kullanılan Last Fm, Linux kullanıcılarını kayırıyor bilginize..

Ubuntu depomuzda Vagalume var. Tam benim sevdiğim gibi teferruatsız, mini boy bi program.

Görünümü

Bütün güzel özellikleri bünyesinde bulunduran bu güzel program elbette her güzel şey gibi GTK+ 🙂

Ayrıca Nokia  770N800N810 ve N900 için de kullanılabilir halde.

Meraklısına..

 

Go+go+go..

 

Kaç sene öncesinden bilmiyorum 7 temmuz tarihli bir mektuptan;

“Yaratıcılığımın zirvesindeyim. Hoş bir kitabın 256. sayfasına ulaştım bugün. Eğlenceli bir oyun öğrendim ve internette 7 kez oynadım online. Bırak telaffuz etmeyi, yazamayacağım kadar tuhaf isimli 7 japon rakip.. Ve tam 7 kez hem de rezil olacak şekilde yenildim. Ama bu bile beni neşeledi, yeni bir kelime türettim ve GO öğrendim ben ne mutlu…”

O heyecandan sonra yıllardır üye olduğum bir Yahoo grubundan mailler gelir posta kutuma.

Ve araştırmalarım sonucu zamanında IGS keşfedilmişti. Hatta Windows üzerinde server harici pratik yapılabilen bir human-computer uygulamacığı bile yakalamıştım. Elbette berbat bir oyuncu olarak kaldım her zaman.

Oyunun kurallarını biliyorum ama inanılmaz dikkatsiz ve beceriksizim.

Neyse hepsi bir yana Linux için durumlar nasılmış bakalım. Sadece Ubuntu depolarında Games üzerinden aradım.

İlk denk geldiğim qgo

IGS kaydınız varsa hemen odalardan birine zıplayabiliyorsunuz. Settings>Preferences>Go Server bölümünden isim ve şifrenizi girip kaydetmeniz yeterli. Kayıt olmak için Pandanet bağlantısını takip edin. Uzun ve delirtici bir mail gelecek cevap olarak. Ciddiye almayın. Son satırlardan birinde şifreniz gözükür onu öğrenin yeter.

Host: igs.joyjoy.net

Port: 7777

Name: kullanıcı adınız

Password: şifreniz

Codec: SJIS

sorunsuz oluyor genellikle.

Ben bilgisayara karşı oynasam fazlasıyla yeter deniliyorsa başka alternatifler de var depoda.

Mesela Kigo

Açıkçası çok güzel göründü başta gözüme ama hamle öncesi duraklamalarından hoşlanmadım. Hem de fazla kurnaz bir oyuncu rakibiniz, sinir bozucu olabiliyor.

3 numarada GRhino vardı ama atlamakta sakınca görmeyeceğim.

Ve Quarry, gerçekten başarılı bir diğer program.

Programlar bana göre değil, online takılsam denilirse

KGS var.

Öğrenmem lazım önce denilirse

Play Go var.

Yani mevzu merak ve istek.

Fazlası değil.

“Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır.”

 

Özgür Yazılım Ve Linux Günleri '11

 

Geçen sene bir hevesle katıldığım Özgür Yazılım ve Linux Günleri için yeni duyuru yapılmış. Ubuntu ile bağlantılı olarak ilgi duyuyordum daha önce özgür yazılım ile ilgili görüşlere. Ve fark ediyorum ki çok şey değişmiş düşüncelerimde. Başta benim için inanılmaz öğretici ve yol göstericisi etkisi bulunan Ubuntu forumlarından birini tamamen terk ettiğimden beri insanoğlunun saçma sapan meselelere olan takıntısından bir miktar daha sıyrılma imkanı buldum. Kişiselleşen, tartışmaya hatta zaman zaman hakarete, kavgaya varan konuların içine girince fark edemiyoruz durumun abesliğini. Ama geçen gün sadece haberdar olma amacıyla tekrar uğradığım mekan hala komik dalaşmaların yeri olarak yerinde saymış. Burada suçlama ya da kınama temelli bir fikir belirtmiyorum aslında. Ben de bu olayların tam karnında yer aldım ve aynı zırvalara dahil oldum zamanında. Ve şimdi görüyorum ki gereksizmiş. Fazla gereksiz. Başta tavsiye edildiği gibi hiç bulaşmamalıymışım forumlara. Acemiyken hata yapma toleransı var ama insanın. Hem mükemmellik iddiam yok. O yüzden rahatım.

Her neyse..

Bu seneki etkinlik için 1-2 Nisan tarihleri belirlenmiş. Henüz konuklar hakkında bir duyuru yapılmamış. Geçen sene Matt Zimmerman‘ı sigarasını yakabilecek mesefade görmüştüm. Güzel bir his ama eğer bu etkinliğe katılacaklar arasında sadece görmeyi değil, sarılıp öpmeyi bile istediğim kişi de katılırsa benim için çok ayrı bir yeri olacağını tahmin ediyorum.

Meraklısına

Özgür Yazılım ve Linux Günleri

Fullmetal..

Yarın sabah mor kazak giymek moda olabilir. Olağandır insanoğluna dayatılan her türlü abukluk. Bir günde dünyanın en mühim şeyiymiş gibi pompalanabilir. Olur olmaz herkes tarafından sorgusuz benimsenebilir. Kesin bir tarih veremem yaklaşık bir on senedir kafama yatmazsa çizilen iki paralel çizgiyi şerit kabul edip aralarından yürümeyi reddediyorum. Bu yüzden pek çok saçmalıktan uzak durdum ve farklı bir yerde bekledim hep geçici heveslerin sönmesini. Ama bir kaç sevilesi şeyi de geç fark ettim bu nedenle. Yıllar sonra belki. Yine de terazinin iki kefesine yerleştirsem kazançlarım ağır basar. O yüzden yarın sabah mor kazak giymek moda olabilir ve ben yaklaşık 12 kazağı dolabın ücra bir köşesine yerleştiririm. Hiç düşünmeden.

Bir gün moda oldu anime izlemeler. Japon karakterlerine ilgili pek çok insan tanıdıım. 6-7 sene önce tanıştık GeNJuRoYaGaMi ile. Ve yaklaşık aynı zamana denk gelir sevgili Suikotsu pençesiyle tırmıklanışım. Ardından bir kaç gereksiz arkadaşlık. Deliler gibi anime izleyen ve beni bu yüzden anime fikrinden hep uzak tutan insanlar.

Seneler geçti. Sevgilimin anime derken gözleri parlıyordu. Ortak olmak istedim heyecanına. Bir hard disk dolusu anime ile başbaşa kaldım.

Fullmetal Alchemist

Çok ciddi dersler barındıran oldukça sağlam bir kurguya sahip. Ama, ama..

Üzerinde sadece saat yazılı 12 sayfalık bir yazı var belleğimde.

02:00

Uykusuz geçen bir seneydi hatırlıyorum. Beni biraz tanıyan herkesin inanamayacağı kadar uykusuz, çok uykusuz, çok..

Gerçekten bencil bir hayat yaşadım. Pek az insan için bir şeyler yaptım ama sanırım hiç kimse için “feda” etmedim.

Neyi?

Hiç bir şeyi.

Hiç..

Yalan yanlış sevgiler biriktirdim, gerçek dünyada yaşamaya korktuğum. Biliyorum, cesaretim az sanıldı hep.

Hayır, hayır, hayır..

Kimseyi buna layık görmedim açıkçası. İçten içe hissettiğim bu. Aşağılık bir itiraf ama doğrusu. En azından birilerini incitmek için söylemiyorum bunları. Umursamaz bir rahatlık ya da küçük görme hevesi değil. Çuvaldızın ta kendisi. Beni utandıran bir gerçek.

12 sayfa, gözyaşları içinde anlatmıştım. Kendimden ne kadar nefret ettiğimi. Ve neden bu kadar mutsuz olduğumu. Ve nasıl onarabileceğimi.

Şimdi dönüp bakınca aldığım yol komik. Tamamen yerimde saymış değilim ama nerde o özlemini yaşadığım insanlık?

Olmadı işte. Bir çizgi film bile ne kadar beceriksiz olduğumu tekrar göstermeye yetti.

Ve içimdeki her kararmış hücre ayrı ayrı utandı hala var olduklarını bilmekten.

Hala dizginleyemediğim lanet öfkem ve koparıp atamadığım “ben”.

Kimse için hiç bir şey yapmadığım gerçeği.

Üzücü..

Ama yıkıcı değil.

Çünkü en ağır eleştirilerin sonrasında bile hala içimde bana acımasızlığımı hatırlatan bir şey var hala.

<<O kadar da değil..<< diyip bana sahip çıkan. Hiç bir zaman yalnız ve yıkılmış bırakmayan.

Bana yıllar önce kız kulesi şiirleri yazdıran ve yoluma hiç beklemediğim bir anda binlerce tesadüf halkasıyla hayallerimin ötesinde bir insan çıkaran.

Tanrı değil. Onunla hiç anlaşamadık.

Kendi yarattığım kaderin tek okur yazarı var dünyamda.

Ruhum.

Bu sene daha çok parlasın istiyorum..