gNewSense ve ATI çıkmazı

Bunun başıma geleceğini tahmin ediyordum aslına bakılırsa. Ama yine de bir umut dedim ve yükledim ATI’nin internette yayınlanan sürücüsünü. Yükleme başarıyla tamamlandı, bilgisayarımı yeniden başlattım. Sorunsuz açıldı gNewSense tek bir eksikle, fare imleci. Bunun ne kadar sinir bozucu olduğunu unutmuşum.Zamanında bozuk bir giriş nedeniyle (PS2) faresiz bilgisayar kullanmışlığım var. Beklenmeyecek şekilde idare edebiliyorum bu nedenle. Ama elbette oldukça keyifsiz.

Sorunu çözmek için bir kaç yol denedim. Ama kaybolan şey imleç olunca çabalar sonuçsuz kalıyor. Resmen Çin işkencesi. Öncelikle temaları değiştirmeyi denedim. Sonra xorg bozulmuştur şekilli bir bilgi aldım. Dosyayı 5 ayrı kombinasyonla tekrar tekrar değiştirip denemeler yaptım. Ki bu değişikliklerden biri Ubuntu Karmic Koala’mın xorg.conf dosyasının içeriğini aynen gNewSense için kullanmaya çalışmak şeklindeydi. Hep aynı ekrana düşünce çaresiz masamdaki kahve lekeleri üzerine dizilmiş cd/dvd’ler arasından gNewSense yazılı olanı aldım. Tekrar kurulum yüklediğim dosyaları yerli yerinde bırakırken, tekrar beliren fare imleciyle de yüzümü güldürdü. Ve bir dahaki denemelerimi kesinlikle önce sanal makina üzerinde gerçekleştirmeye karar verdim.

Son olarak kurulum sonrasında grub ekranı için yaptığım düzenlemeden bahsedeceğim. gNewSense ext4 desteklemediği için hiç bir şekilde Karmic dosyalarına ulaşamıyorum. Mount etmeye çalıştığımda böyle bir dosya tipi yok şekilli ukala bir yanıt veriyor üstelik.:)

Ve haliyle grub ekranında kurulum sonrası, Ubuntu Karmic Koala kayıplara karışmış oluyor. Daha önce anlatıma link vermiştim ama burada da bulunmasının bir sakıncası olmaz sanırım. Örnek olarak verilmiş olsa da sda5 benim sistemime uygun bir dizilim:)

Hızlandırılmış grub2 kurulumum;

sudo fdisk -l

sudo mount /dev/sda5 /mnt

sudo mount –bind /dev /mnt/dev

sudo chroot /mnt

grub-install /dev/sda

sudo grub-install –recheck /dev/sda

Ctrl+D

sudo umount /mnt/dev

sudo umount /mnt
sudo reboot

Orijinal belge için Yeniden Grub2 Kurulumu bağlantısı takip edilsin.

Ubuntu Live Cd ile yeniden yapılandırdığım grub2, Karmic Koala’yı listemdeki yerine geri kazandırıyor. Ama bu sefer de gNewSense ortadan kayboluyor. Grub’dan Ubuntu seçip terminale

update-grub

komutunu verdiğimde bilgisayarımdaki tüm işletim sistemleri sorunsuzca grub ekranına yerleşmiş oluyor.

Sonuç? Tetravex’de 3×3 için rekorum 14 sn, biraz daha zorlarsam 10 sn altına düşebilecek gibiyim. Live Cd’nin hantallığı ve sürekli kucağıma tırmanmaya çalışan Sünger göz önünde bulundurulduğunda oldukça uzun sürdü düzeltebilmek.

Sünger

Ama bir bakış yeter işte, zorlamamak gerek mümkün mertebe.

Haksız mıyım..

gNewSense

Daha önce de bahsetmiştim ama uygulamaya geçmeden havada asılı kalacak gibi geldi cümlelerim. Aslında aklımda hatta kalbimde Ututo vardı. Ama Virtual Box ile sorun çıkarınca kurmaya uğraşmadım hiç. Ve %100 Free GNU/Linux Distros içerisinden bir tane beğenmeye karar verdim. Açıkçası bu dağıtımı seçmemin 3 nedeni varsa biri %100 ibaresi, biri Ubuntu temelli olması diğeri de elbette gNewSense‘in Rms ile birlikte anılmasıdır.

Peki herşey yolunda mı gitti?

Elbette hayır:)

Öncelikle indirdiğim iso’yu Virtual Box ile denerken bi uyduruk şifre koymuşum, unutmuşum ve o haliyle yapmışım ilk cd kaydını. Bunu düzeltmenin yolu yok muydu? Bilmem uğraşmak istemedim.

Yeni iso indirdim, o da eski sürümüymüş, şaka gibi (initramfs) yazan kapkara ekranla karşıladı beni. Komutlarla kurulum yapılacakmış, yine uğraşamadım. Aslında çok daha kötüsü vaktim yok artık uğraşmaya.

Neyse ki son denemede düzgün iso, başarılı kurulum.

Ve grub menüsü.

gNewsense

Windows Vista

Eee bi Karmic olacaktı?

Kayıp. Neyse grub menüsüne eklerim dedim ve açtım.

İlk açılış interneti olmayan bilgisayarın zavallılığıyla geldi karşıma. Neyse ki yan odadaki bilgisayardan yardım aldım ve öğrendim nasıl Wireless kuracağımı.

Terminalden

lspci -v | grep -i wireless

komutu ile ilk çıktımı aldım.

02:00.0 Ethernet controller: Atheros Communications Inc. AR242x 802.11abg Wireless PCI Express Adapter (rev 01)

Buna göre indirmem gereken dosyalar listelenmiş

wget http://www.aligunduz.org/gNewSense/freedomshoppe/linux-image-2.6.30.7-libre-fshoppe1_i386.deb

wget http://www.aligunduz.org/gNewSense/freedomshoppe/linux-headers-2.6.30.7-libre-fshoppe1_i386.deb

İndirip usb’ye attım dosyaları, güzel hamle ama hakkını vermek lazım. Siz internete bağlanamıyorum diyorsunuz, birileri de size bağlanmak için internetten indirmeniz gereken dosyaların linkini veriyor. Şaka gibi..

Neyse dosyaları masaüstüne atıp

cd Desktop

sudo dpkg -i linux-image-2.6.30.7-libre-fshoppe1_i386.deb

sudo dpkg -i linux-headers-2.6.30.7-libre-fshoppe1_i386.deb

komutlarıyla kurulumu tamamlıyorum.

Restart sonrası Wireless bağlantım kurulmuş oluyor.

Ek olarak Examples klasörü içinde Rms‘nin söylediği Free Software Song bulunuyor:)

We’ll throw out those dirty licenses
Ever more, hackers, ever more.


Düşey Geçiş

Hani aylardır GNU/Linux, özgür yazılım diye anlatıp duruyorum ya..

Hani konferanslardır, kitaplardır, programlardır uğraşıyorum ya..

Bir anda Windows XP yüklü bir bilgisayara mecburi düşey geçiş yapınca sarsıldım. İşin kötü tarafı mı demeli bilmiyorum aslında Windows ile bir alakam yok. Sabah açılan 3 program gün boyunca ekranda tam sayfa. Masaüstünü açılış ve kapanış anları hariç görmüyorum 10 saat boyunca. Ama yok işte, aylardır beni kişisel bilgisayarımda da Vista’ya mahkum eden Autocad ve Sap2000 için adam akıllı alternatifler yok. Bu ikiliye bir de şu haliyle (bknz: lisans şartları) sadece Windows 98’de çalışan tarihi eser programımız FrameCad eklenince iyice sarpa sardı benim özgür sistemlere dönüş çabalarım. En azından bir .dwg görüntüleyicim olsa ona bile sevineceğim. Ama saçma sapan .exe’lere yönlendirdi tüm Google aramalarım.

Şu kadar zaman öğrendiklerime yeni bir şeyler ekleyebilme imkanım fazlasıyla kısıtlandı. En azından, Ubuntu içerisinde hiç hoşlanmadığım halde Wine denemeleri yapacak gibiyim. Mümkün olsa bu programların GNU/Linux alternatiflerinin yaratılması için uğraşsam. Programcı değilim ki kafamdakileri kodlara dökebileyim. Ama birileri bunu yaparsa şahsen çok mutlu olacağım. Bir zaman sonra mutlaka. O zamana kadar Wine ve VirtualBox en iyi seçenekler.

Acemiler İçin Tor

Mutlaka bir yerlerde anlatımı vardır ama ben direkt Tor sayfasından öğrendiklerimi uyguladım. Öncelikle işlemleri root olarak yapabildiğimi hatırlatmak istiyorum.

sudo gedit /etc/apt/sources.list

ile başladım. 3 tane hata çıkıyor bunu açınca, günün daha makul bir saatinde çözeceğim, şimdilik listeye

deb http://deb.torproject.org/torproject.org karmic main

eklemekle yetiniyorum. Adından da anlaşıldığı üzere Ubuntu 9.10 içindir bu.

Ardından terminalden

gpg –keyserver keys.gnupg.net –recv 886DDD89

gpg –export A3C4F0F979CAA22CDBA8F512EE8CBC9E886DDD89 | sudo apt-key add –

Ve güncellemek için

apt-get update

Sonrasında yükleme

apt-get install tor tor-geoipdb

Tor kuruldu ama bitmedi.

Bir de Polipo‘dan bahsedilmiş. Devam ediyorum,

git clone git://git.torproject.org/git/polipo

Konfigürasyon dosyasını

sudo gedit /etc/polipo/config

komutuyla açıyorum ve içeriğini buradaki gibi değiştiriyorum.

Kaydedip kapattıktan sonra

/etc/init.d/polipo restart

komutunu verip bitiriyorum.

Sonuç?

Görünmezlik iksiri içer misin Ubuntu?

Özgür Yazılım ve Linux Günleri

Uzun zaman önce haberdar olduğum halde son gün bile programı hakkında bilgim yoktu. Bir gün öncesinden görüşmeyi umduğum bir arkadaşıma haber verdim, gitme şansı olursa bana mutlaka söylemesini tembih ettim. Ve 2 Nisan sabahı Dolapdere’ye oldukça uzak olan evimde sakince otururken mesajı geldi. Meğer etkinlik sabahın köründe başlıyormuş, bundan saat 10 gibi tam olarak haberim oldu. Üstelik benim nasılsa ortalarda bir yerdedir  diye düşündüğüm Matt Zimmerman programda 10:30-12:00 saatleri arasında görünüyormuş. Evden nasıl çıktığımı zaten bilmiyorum. Üsküdar’da, iskeleden yaklaşık 1 metre uzaklaşmış Beşiktaş motoruna bir zıplayışım vardı ki görülmeye değerdi. İşin komik tarafı Dolapdere’yi daha önce görmüşlüğüm yok, netten bir kroki indirmişim saçma sapan. Nereye gideceğimi bilmeden gidiyorum. Beşiktaş-Taksim. Ve otobüs duraklarına varış, hareket amirine sordum. Taksi tut şurdan dedi, otobüs yok. Hoş tabi. Hiç duymamış gibi ilerledim. Bir simitçi, tarif müthiş. “Şu siyah camlı otelin yanından dümdüz aşağı in.” Otelin önüne geldim. İçimdeki ses oradan inersem Dolapdere’de çok şen dakikalar yaşayacağımdan emin:) Biraz daha ilerledim Tarlabaşı Caddesi’nden. Bir Büfe ve alacağım son tarif, “Dümdüz git karakolun sokağından in aşağı tam karşısına çıkarsın.” Arkamdan seslendi, “Aman kızım çantana falan dikkat et.” Gülümsüyorum. Taksi parası bile yok ki içinde. Bir kaç travesti, yaka paça girişmiş iki öfkeli adam, bağıran bir kadın sonrasında nihayet İstanbul Bilgi Üniversitesi.

11:45’de salondaydım. Son 15 dakika. Olsun, yetişebilmek güzel. Oldukça kalabalık bir salon. Hoşuma gitti, üstelik uzaktan selamlaştığım arkadaşım, günler önce forumda dillendirdiğim Mono Projesi ile ilgili soruyu sordu. Şöyle oldu, bunlar soruldu demeyeceğim. Zaten çok kısa süre sonra oturum bitti. Üstelik bir süre sonra tamamının internette yayınlanacağını sanıyorum.

Ardından Chris Stephenson ve Fatih Özavcı‘nın sunumlarına katıldım.

İlk sunum  “Bilgisayar Bilimleri ve Bilgisayar Programları- Teori ve Pratik Arasındaki Büyüyen Uçurum

Oldukça güzeldi, elbette bir bilgisayar programcısı ya da mühendisi olmadığım için kimi yerleri takip etmekte zorlandım. Neyse ki yanıma bir mühendis arkadaş düştü. Zaman zaman açıklamalarıyla beni aydınlattı. Java üzerinden örnekleyerek gerçek dünyadan ve matematikten gittikçe uzaklaşan yaklaşımlara yer verdi. Oldukça dolu ve nitelikli bir anlatımdı. Çok keyif aldım. Ama ne yazık ki anlatılan konuyla tam olarak paralellik göstermeyen ve çoğunlukla Stephenson‘ın örneklerine takılıp bütünü gözden kaçıran sorular geldi. Keşke daha hakim olup bir şeyler sorabilseydim. Bir dahakine diyelim:)

İkincisi benim çok anlamlı görmediğim bir konu üzerineydi. “Mahremiyet Ekseninde Özgür Yazılımlar”

Şahsen kritpolamanın bir mantığı olduğunu düşünmüyorum. Bundan daha önce de bahsetmiştim. Sizden bir bilgi alınmak isteniyorsa bunu almanın binlerce yolu vardır. Ve benim aklıma ilk etapta daha “zorlayıcı” yöntemler geliyor. Bu kapsamda bir veriyi şifrelemek ya da kriptolamak insanın kendi kendini kandırması gibi. Sunumda genel olarak her ortamda kolayca izlenebildiğimizi ve bunu kontrol altında tutmak için neler yapabileceğimizi anlattı Fatih Özavcı. Nete sunumun pdf’i düşünce tekrar bahsedeceğim. Özellikle disk kriptolama, e-posta şifreleme ve proxy üzerinde durdu. TOR‘dan bahsetti. Ve TOR‘u bir güvenlik kalkanı gibi lanse etti. Yani en azından ben öyle düşündüm anlatımından. Ama söylediklerinin tam olarak kafama yatmadığını itiraf etmeliyim. Forumda bununla ilgili bir tartışma olmuştu. Merakla izledim. Ve sonuçta %100 güvenli olmadığı sonucuna vardım. Kaldı ki %100 güvenli tarafta kalmaya hevesim olmadığını da belirtmeliyim. Çünkü bir zaman sonra bu takıntıya hatta paranoyaya dönüşüyor. 18 haneli şifresi olan insanlar tanıdım. 18 haneli bir şifre ezberlemektense her isteyenin şifrelerime kolayca ulaşabileceği gerçeğini kabul etmeyi tercih ederim.

Etkinlikte OpenSuSE, Pardus ve Linux Arch standlarıyla yer alıyordu. Her birinden kurulum cd’leri aldım. Üçünü de mutlaka deneyeceğim. Oldukça güzel ve profesyonel kurgulanmış bir etkinlikti. Benzer düşüncelere sahip bilgisayar kullanıcılarıyla aynı ortamda bulunabilmek benim için ayrıca keyifliydi. Bir dahakini sabırsızlıkla bekliyor olacağım.